Publius Vergilius Maro, ya da bilinen adıyla Vergilius, Roma İmparatorluğu’nun en parlak döneminde, imparator Augustus’un himayesinde eserler vermiş, antik çağın en büyük epik şairidir. Onun başyapıtı olan Aeneis destanı, sadece edebi bir metin değil, aslında Roma’nın kuruluşuna ve yayılmacı politikalarına ilahi bir meşruiyet kazandırmak amacıyla yazılmış siyasi bir manifestodur. Vergilius, Romalıların soyunu Troyalı kahraman Aeneas‘a dayandırarak, Roma halkını antik dünyanın en köklü ve asil medeniyetlerinden biri olan Troya ile ilişkilendirmiş; böylece onların Yunan kültüründen geri kalmadığını kanıtlamıştır. Bu soy bağı sayesinde Roma, basit bir şehir devletinden, tanrıların (özellikle Venüs’ün) seçtiği ve dünyaya düzen getirmekle görevlendirilen kutsal bir imparatorluğa dönüşür.
İÇİNDEKİLER
1. BÖLÜM

Troya yıkıldıktan sonra Troya’dan kaçan Aeneas, 20 gemi ile birlikte İtalya’ya gitmek üzere yola çıkmıştır. Juno (Hera) Troyalılara hala öfkelidir. Bu yüzden rüzgarların tanrısı Aeolus‘a gider ve en güzel perisini ona eş olarak vermek karşılığında Troyalıların gemilerini alabora etmek ister. Aeolus teklifi kabul eder ve korkunç bir fırtına çıkarır. Böylece Troya’lıların gemileri denizde yitmeye başlar. Ama denizde çıkan fırtınadan rahatsız olan Neptün (Poseidon) bunun Juno‘nun işi olduğunu anlayıp fırtınayı durdurur. Böylece 7 gemi sağ salim Kartaca‘da karaya çıkar.
Venüs (Afrodit), Jupitter‘in (Zeus) yanına giderek babasına Aeneas‘ın yani oğlunun kaderini sorar. Jüpiter, Venüs‘ü sakinleştirir ve Aeneas’ın soyunun (Romalılar) dünyayı yönetecek muazzam bir imparatorluk kuracağını müjdeleyen büyük bir kehanette bulunur.
Aeneas ve sadık dostu Achates, etrafı keşfe çıkarlar. Venüs, bir avcı kılığında onlara görünür ve bulundukları yerin, kocası öldürüldükten sonra Fenike’den kaçan Kraliçe Dido tarafından kurulan Kartaca olduğunu söyler.
Dido, aslen Fenike şehri olan Sur (Tyre) kralının kızıdır. Kocası Sychaeus, Dido’nun hırslı kardeşi Pygmalion tarafından gizlice öldürülür. Kocasının hayaletinden durumu öğrenen Dido, hazineleri de yanına alarak sadık bir grup takipçisiyle şehirden kaçar.
Kuzey Afrika kıyılarına ulaştığında yerel halktan “bir öküz postunun kaplayabileceği kadar” toprak ister. Zekice bir hamleyle öküz postunu incecik şeritlere ayırıp geniş bir alanı çevreler ve burada Kartaca şehrini kurar. Aeneas oraya vardığında Dido, henüz kocasının yasını tutan ve bir daha evlenmeyeceğine yemin etmiş güçlü bir hükümdardır.
Aeneas, şehre girdiğinde yeni tapınakların duvarlarında Troya Savaşı‘nın resmedildiğini görür ve duygulanır.
Kraliçe Dido, Troyalıları nezaketle karşılar ve onlara büyük bir ziyafet verir. Ancak Venüs, Juno’nun Dido’yu Aeneas’a zarar vermek için kullanmasından korkar. Bu yüzden oğlu Cupid’i (Eros), Aeneas’ın oğlu Ascanius kılığına sokar. Böylece Dido, Aeneas’a karşı derin bir tutkuyla dolmaya başlar.
Ziyafet esnasında ondan başına gelen her şeyi anlatmasını ister.
2. BÖLÜM
Aeneas, Troya’nın düşüşünü ve nasıl kaçtığını anlatmaya başlar. Yunanlar, Troya’yı on yıl boyunca kuşatmalarına rağmen ele geçiremezler. Bunun üzerine kuvvetlerini çekilmiş gibi göstererek büyük bir tahta at bırakırlar. Bu at, görünüşte tanrılara adanmış bir armağandır. Troya halkı, savaşın bittiğini düşünerek sevinir. Ancak bazı Troyalılar atın tehlikeli olabileceğini söyler. Özellikle Laokoon, “Yunanlardan armağan gelse bile korkarım” diyerek halkı uyarır ve mızrağını atın gövdesine saplar. Atın içinden gelen sesler duyulsa da halk gerçeği anlayamaz.
Bu sırada Yunanlılar tarafından bırakılmış bir asker olan Sinon yakalanır. Sinon, ustaca yalanlar söyleyerek Troyalıları kandırır. Atın kutsal olduğunu ve şehre alınırsa Troya’nın korunacağını anlatır. Halk ona inanır. Tam bu sırada denizden gelen iki dev yılan, Laokoon‘u ve oğullarını öldürür. Troyalılar bunu tanrıların bir işareti olarak yorumlar ve Laokoon‘un kutsal ata saldırdığı için cezalandırıldığını düşünürler. Böylece tahta at surların içine çekilir.
Gece olduğunda Troya halkı kutlamalar sonrası uykuya dalar. Tahta atın içindeki seçkin Yunan savaşçıları dışarı çıkar. Bunların arasında Odysseus ve Menelaos gibi isimler de vardır. Aynı zamanda gizlenmiş olan Yunan donanması geri döner ve şehir kapıları açılır. Böylece Troya’ya her taraftan saldırı başlar.
Aeneas, gece uykusunda Hektor’un hayaletini görür. Hektor ona Troya’nın artık kurtulamayacağını söyler ve kutsal emanetleri alarak kaçmasını öğütler. Aeneas uyandığında şehrin alevler içinde olduğunu görür. Buna rağmen Aeneas önce savaşmaya karar verir. Yanına topladığı birkaç Troyalı ile birlikte sokaklarda Yunan askerlerine karşı mücadele eder. Bir süre başarı kazansalar da sayı üstünlüğü nedeniyle geri çekilmek zorunda kalırlar.
Aeneas ve arkadaşları daha sonra Priamos Sarayı‘na ulaşırlar. Burada yaşlı kral Priamos ve ailesinin son direnişine tanık olurlar. Priamos’un oğlu Polites, Yunan savaşçısı Neoptolemos tarafından öldürülür. Ardından Priamos da sarayda acımasızca katledilir.
Bu olaylardan sonra Aeneas büyük bir öfkeye kapılır ve Helena‘yı suçlayarak onu öldürmeyi düşünür. Ancak annesi olan tanrıça Venüs ortaya çıkar ve ona gerçeği gösterir. Troya’nın yıkımı insanların değil, tanrıların iradesiyle gerçekleşmektedir. Bu yüzden boş yere intikam peşinde koşmaması gerektiğini söyler.
Aeneas bunun üzerine evine döner. Yaşlı babası Anchises başlangıçta şehirden kaçmayı reddeder ve ölmeyi tercih edeceğini söyler. Ancak gökten gelen işaretler ve tanrıların mesajları üzerine kaçmaya razı olur.
Aeneas babasını omuzlarına alır, küçük oğlu Ascanius‘un elinden tutar ve eşi Creusa arkalarından gelir. Kaçış sırasında yaşanan kargaşada Creusa kaybolur. Aeneas onu bulmak için tekrar yanan şehre döner ancak başarılı olamaz. Sonunda Creusa’nın ruhu karşısına çıkar. Ruh, ona üzülmemesini, kaderinin başka topraklarda büyük bir gelecek kurmak olduğunu söyler. Ayrıca ileride yeni bir ülkeye ulaşacağını haber verir.
Bölüm, Aeneas’ın hayatta kalan Troyalıları toplayarak Troya’dan ayrılmasıyla sona erer.
3. BÖLÜM
Troya’nın yıkılmasından sonra Aeneas ve hayatta kalan Troyalılar, tanrıların emri doğrultusunda yeni bir vatan kurmak için hazırlıklara başlarlar. Gemiler inşa edilir ve bir grup göçmen olarak denize açılırlar. Ancak nereye gitmeleri gerektiğini tam olarak bilmemektedirler. Onlara yol gösterecek olan şey, tanrıların işaretleri ve kehanetlerdir. Aeneas’ın yanında babası Anchises, oğlu Ascanius ve diğer Troyalılar bulunmaktadır. Hepsi geçmişlerini geride bırakıp bilinmez bir geleceğe doğru yol alırlar.
İlk durakları Trakya olur. Aeneas burada yeni bir şehir kurmayı düşünür. Kurban törenleri sırasında topraktan çıkan dalları koparmaya çalışırken dallardan kan aktığını görür. Bunun üzerine korkuya kapılır ve olayı araştırır. Karşısına, Troya kral ailesinden genç prens Polydoros‘un ruhu çıkar. Polydoros, savaş sırasında güvenlik amacıyla Trakya’ya gönderilmiş ancak burada ihanete uğrayarak öldürülmüştür. Mızraklar bedenine saplanmış ve zamanla bu mızraklar bitkiye dönüşmüştür. Bu korkunç olaydan sonra Aeneas, buranın uğursuz olduğuna karar verir. Polydoros için cenaze töreni düzenler ve Trakya’dan ayrılırlar.
İkinci durakları Delos’a ulaşırlar. Burada tanrı Apollon’un kutsal tapınağı bulunmaktadır. Aeneas ve arkadaşları tanrıya danışırlar. Apollon’un kâhini, Troyalıların “atalarının toprağına” dönmeleri gerektiğini söyler. Ancak bu sözün ne anlama geldiği tam olarak anlaşılmaz. Yaşlı Anchises, bu kehaneti yanlış yorumlar. Troyalıların atalarının Girit’ten geldiğini düşünerek oraya gitmeye karar verir.
Troyalılar Girit’e ulaşır ve yeni bir şehir kurmaya başlarlar. Her şey yolunda gidiyor gibi görünür. Ancak kısa süre sonra kuraklık, hastalık ve kıtlık baş gösterir. İnsanlar ve hayvanlar ölmeye başlar. Bunun üzerine Aeneas bir gece rüyasında Troya’nın kutsal koruyucu tanrılarını görür. Bu tanrılar ona gerçek hedeflerinin Girit değil, İtalya olduğunu söylerler. Asıl yurt, Troyalıların çok daha eski atalarının geldiği topraklardır. Böylece Anchises’in kehaneti yanlış yorumladığı anlaşılır.
Troyalılar tekrar denize açılır ve Strofades’e gelirler. Burada bol miktarda hayvan bulurlar ve şölen hazırlamaya başlarlar. Ancak yarı kadın yarı kuş şeklindeki korkunç yaratıklar olan Harpiler ortaya çıkar. Yemekleri kirletir ve insanlara saldırırlar. Harpilerin lideri Celaeno korkunç bir kehanette bulunur. Troyalıların İtalya‘ya ulaşacaklarını ancak büyük açlık çekeceklerini söyler. Bu kehanet yolculuk boyunca Aeneas’ın zihninde kalacaktır.
Daha sonra Epir kıyılarına ulaşırlar. Burada şaşırtıcı bir durumla karşılaşırlar. Troya kahramanı Helenos hayattadır ve bölgede küçük bir Troya kurmuştur. Ayrıca Andromakhe de burada yaşamaktadır. Andromakhe hâlâ Troya’nın acısını taşımaktadır. Aeneas ile karşılaşınca geçmiş günleri hatırlar ve duygusal anlar yaşanır. Helenos ise geleceği görebilen bir kâhindir. Aeneas’a ayrıntılı öğütlerde bulunur:
- İtalya’ya ulaşacağını,
- Ancak yolculuğun uzun süreceğini,
- Tehlikeli denizlerden geçeceğini,
- Belirli bölgelerden uzak durması gerektiğini,
- Yeni vatanın işareti olarak beyaz bir dişi domuz göreceğini söyler.
Ayrıca ünlü kâhin Sibylla‘ya danışmasını tavsiye eder.
Helenos’un uyarılarını dikkate alan Aeneas denize açılır. Yol boyunca iki büyük tehlike bulunmaktadır: Skylla ve Kharybdis. Bunlar denizciler için ölümcül yaratıklar olarak bilinir. Aeneas doğrudan geçmek yerine daha güvenli bir rota seçerek felaketten kurtulur.
Troyalılar daha sonra Sicilya kıyılarına gelirler. Burada korkmuş ve bitkin hâlde bir Yunan askerine rastlarlar. Bu kişi, Odysseus’un adamlarından Achaemenides‘tir. Achaemenides, Odysseus’un dev tek gözlü yaratık Polyphemos ile karşılaşmasını anlatır. Kaçış sırasında kendisinin geride bırakıldığını söyler. Aeneas onu yanlarına alır. Kısa süre sonra dev Polyphemos görünür. Elinde büyük bir ağaç gövdesi taşıyan canavar kıyıya yaklaşır. Troyalılar büyük korku içinde hemen gemilere binerek bölgeden uzaklaşırlar.
Uzun yolculuğun sonunda Troyalılar yeniden Sicilya’ya gelirler. Burada Aeneas’ın en büyük destekçisi olan babası Anchises hastalanır ve ölür. Bu olay Aeneas için son derece yıkıcıdır. Aeneas büyük üzüntü yaşar ve ona görkemli cenaze törenleri düzenler.
4. BÖLÜM
Aeneas, Troya’nın yıkılışını ve uzun yolculuğunu Dido’ya anlatmıştır. Bu hikâyeler Dido’yu derinden etkiler. Aeneas’ın çektiği acılar, cesareti ve halkına duyduğu bağlılık kraliçenin ona karşı güçlü duygular geliştirmesine neden olur. Ancak Dido başlangıçta bu hislerle mücadele eder. Çünkü yıllar önce öldürülen kocası Sychaeus‘a sadık kalmaya söz vermiştir.
Dido’nun yaşadığı iç çatışmayı kız kardeşi Anna fark eder. Anna, Dido’ya yeniden mutlu olma hakkı olduğunu söyler. Bu sırada tanrılar da olaylara müdahale etmektedir. Venüs, oğlu Aeneas’ın güvenliğini sağlamak isterken Juno da Kartaca’nın çıkarlarını korumaya çalışır. İki tanrıça farklı amaçlar taşısalar da Aeneas ile Dido’nun yakınlaşmasına engel olmazlar.
Bir gün büyük bir av düzenlenir. Dido ve Aeneas avcılarla birlikte dağlara çıkarlar. Ancak av sırasında şiddetli bir fırtına patlak verir. Herkes korunacak bir yer ararken Dido ile Aeneas aynı mağaraya sığınır. Mağarada yaşananlardan sonra Dido kendisini Aeneas’ın eşi gibi görmeye başlar. Onun gözünde bu birliktelik bir evlilik niteliği taşımaktadır. Fakat Aeneas aynı düşüncede değildir.
Aşkına tamamen kapılan Dido, devlet işlerini ihmal etmeye başlar. Bu ilişki kısa sürede çevrede de duyulur. Olaylar tanrıların kulağına kadar gider. Tanrıların kralı Jüpiter, Aeneas’ın kaderinden uzaklaştığını fark eder. Bunun üzerine Jüpiter, haberci tanrı Merkür’ü Aeneas’a gönderir. Merkür ona sert sözlerle görevini hatırlatır. Eğer Kartaca’da kalırsa tanrıların buyruğuna karşı gelmiş olacaktır. Merkür’ün uyarısı Aeneas üzerinde büyük etki bırakır. Bu nedenle ayrılma kararı verir.
Aeneas hazırlıkları gizlice yürütmeye çalışır. Gemiler onarılır, erzaklar yüklenir ve yolculuk için son düzenlemeler yapılır. Fakat Dido kısa sürede gerçeği öğrenir. Bunun üzerine Dido büyük bir öfke ve hayal kırıklığı içinde Aeneas’ın karşısına çıkar. Ona neden sessizce kaçmaya çalıştığını sorar. Kendisini sevdiğini söyleyen bir adamın böyle davranamayacağını ifade eder. Dido, Aeneas uğruna itibarını riske attığını, halkının gözünde farklı bir konuma düştüğünü ve bütün umutlarını ona bağladığını anlatır.
Aeneas ise son derece zor bir durumda kalır. Dido’yu incitmek istemez. Ancak kararını değiştirmesi mümkün değildir. Dido’ya, kendi isteğiyle değil tanrıların emriyle ayrıldığını söyler. Eğer hayatını özgürce seçebilseydi Troya’nın yıkılmasını da engelleyemediğini, kaderin onu sürekli başka yönlere sürüklediğini anlatır. Bu cevap Dido’yu daha da yaralar. Dido bir süre umut etmeye devam eder, fakat Aeneas’ın fikrini değiştiremeyeceğini anlar.
Dido derin bir umutsuzluğa düşer. Yaşadığı acı giderek dayanılmaz bir hâl alır. Sonunda sarayın yakınında büyük bir odun yığını hazırlatır. Herkese, Aeneas’a ait eşyaları yakarak büyü ve kötü hatıralardan kurtulacağını söyler. Gerçekte ise bu hazırlık kendi ölüm töreni içindir.
Bu sırada Merkür bir kez daha Aeneas’ın karşısına çıkar. Kartaca’da daha fazla kalmasının tehlikeli olacağını söyleyerek hemen yola çıkmasını emreder. Aeneas gece vakti gemilerine biner ve denize açılır. Sabah olduğunda Dido limandan uzaklaşan gemileri görür. Son umutları da yok olmuştur. Büyük bir acı ve öfke içinde Aeneas’a lanet eder. Onun soyuyla kendi halkı arasında sonsuza dek sürecek bir düşmanlık diler. Destanda bu lanet, gelecekte Roma ile Kartaca arasında yaşanacak savaşların efsanevi açıklaması olarak sunulur.
Ardından Dido hazırlattığı odun yığınının üzerine çıkar. Aeneas’ın geride bıraktığı kılıcı eline alır. Geçmiş hayatını, kaybettiği mutluluğu ve yaşadığı hayal kırıklığını düşünür. Sonrasında kılıcı kendine saplayarak yaşamına son verir. Kız kardeşi Anna çığlıklar içinde yanına koşar. Ancak artık yapılabilecek bir şey yoktur. Dido son nefesini verirken bütün saray yasa boğulur.
Tanrıça Juno, Dido’nun çektiği acının sona ermesi için Iris’i gönderir. Iris onun yaşam bağını keser ve ruhu bedeninden ayrılır. Böylece Kartaca’nın güçlü kraliçesi trajik bir şekilde hayatını kaybeder.
5. BÖLÜM
Aeneas ve Troyalılar denizde yol alırken Kartaca yönünde yükselen büyük alevleri görürler. Bunun Dido’nun ölüm ateşi olduğunu henüz bilmezler.
Denizde ilerlerken güçlü rüzgârlar çıkar. Yolculuğun tehlikeli hâle gelmesi üzerine Aeneas, bir yıl önce babası Anchises’in öldüğü Sicilya’ya gitmeye karar verir. Burada eski dostları tarafından karşılanırlar.
Sicilya’da onları bölgenin kralı Acestes karşılar. Acestes’in kendisi de Troyalı kökenlere sahiptir ve Aeneas ile adamlarını büyük bir misafirperverlikle ağırlar. Aeneas, babasının ölümünün üzerinden tam bir yıl geçtiğini hatırlar. Onun anısını yaşatmak amacıyla büyük bir tören düzenlemeye karar verir.
Öncelikle Anchises’in mezarı ziyaret edilir. Kurbanlar sunulur ve dualar edilir. Tören sırasında mezarın yakınlarından büyük bir yılan çıkar. Yılan kurbanların etrafında dolaşır ancak kimseye zarar vermez. Daha sonra gözden kaybolur. Aeneas bu olayı Anchises’in ruhunun bir işareti olarak yorumlar.
Ardından Aeneas, babasının anısına büyük yarışmalar düzenler. İlk yarış deniz yarışıdır. Dört gemi yarışmaya katılır. Gemilerin kaptanları arasında Mnestheus, Sergestus, Cloanthus ve Gyas bulunmaktadır. Yarış oldukça çekişmeli geçer. Yarışın sonlarına doğru Cloanthus deniz tanrılarına dua eder ve yardım ister. Duasının ardından gemisi hız kazanır ve yarışı kazanır. Aeneas yalnızca birinciyi değil diğer yarışmacıları da ödüllendirir.
İkinci yarış koşu yarışıdır. Yarışın en dikkat çekici isimleri Nisus ve Euryalus‘tur. İki genç birbirine çok yakın dosttur. Yarış sırasında Nisus öne geçer ancak yerdeki kurban kanları nedeniyle kayıp düşer. Kazanma şansını kaybeden Nisus, arkasından gelen rakibini düşürerek dostu Euryalus’un kazanmasına yardım eder. Bu olay biraz tartışma yaratsa da Aeneas herkese ödül vererek sorunu çözer.
Üçüncü yarış boks müsabakasıdır. Yaşlı fakat deneyimli savaşçı Entellus ile genç ve güçlü Dares karşı karşıya gelir. Başlangıçta Dares kendine çok güvenir. Çünkü rakiplerinin çoğu onunla dövüşmeye cesaret edememiştir. Mücadele son derece sert geçer. Bir ara Entellus dengesini kaybedip yere düşer. Fakat yeniden ayağa kalkar ve büyük bir öfkeyle saldırır. Sonunda Dares ağır darbeler almaya başlar. Aeneas dövüşü durdurmak zorunda kalır. Entellus’un gücü herkesi şaşırtır. Daha sonra Entellus kurban edilmek üzere getirilen bir boğayı tek yumrukla öldürür ve gücünü kanıtlar.
Dördüncü yarış okçuluk yarışmasıdır. Yarışmacılar denize bırakılmış bir direğe bağlanan güvercini hedef alırlar. İlk atıcı hedefe yaklaşır. İkinci yarışmacı ipin kendisini vurur. Üçüncü yarışmacı havalanan kuşu vurmayı başarır. Fakat son yarışmacı olan Acestes gökyüzüne doğru bir ok fırlatır. Ok havada alev alır ve ışık saçarak ilerler. Bu olağanüstü olay tanrısal bir işaret olarak yorumlanır. Aeneas da Acestes’i özel olarak ödüllendirir.
Son yarış ise genç savaşçıların gerçekleştirdiği atlı geçit törenidir. Bu gösteriye Troyalı çocuklar katılır. İçlerinde Aeneas’ın oğlu Ascanius da vardır. Gençler atlarıyla karmaşık manevralar yapar, birlikler hâlinde hareket eder ve savaş düzenlerini sergilerler. Bu gösterinin daha sonra Romalı gençlerin gerçekleştirdiği askerî törenlerin kökeni olduğu ima edilir.
Ancak oyunların sona ermesine yakın büyük bir felaket yaşanır. Tanrıça Juno hâlâ Troyalılardan nefret etmektedir ve onların İtalya’ya ulaşmasını istememektedir. Bu nedenle Troyalı kadınların arasına tanrıça Iris’i gönderir. Iris yaşlı bir kadın kılığına girerek uzun yolculuklardan bunalan kadınları kışkırtır. Onlara yıllardır denizlerde sürüklendiklerini, artık yerleşik bir hayat kurmaları gerektiğini söyler.
Kadınlar öfkeye kapılır ve gemileri ateşe verirler. Bir anda bütün liman alevler içinde kalır. Troyalılar paniğe kapılır. Gemilerin yanması bütün yolculuğun sona ermesi anlamına gelecektir. Aeneas büyük bir çaresizlik yaşar ve tanrılara yardım için dua eder. Bunun üzerine gökyüzünde büyük bir fırtına çıkar. Şiddetli yağmur yağar ve yangının çoğu söndürülür. Yine de bazı gemiler tamamen yok olur.
Bu olaydan sonra Aeneas önemli bir karar vermek zorunda kalır. Yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve artık yolculuğa devam etmek istemeyenler Sicilya’da kalacaktır. Yolculuğun geri kalan kısmına yalnızca mücadele etmeye hazır olanlar devam edecektir. Kral Acestes bu insanlara toprak verir ve yeni bir yerleşim kurmalarına yardım eder. Böylece Troyalıların bir kısmı Sicilya’da kalıcı olarak yerleşir.
Gece olduğunda Aeneas rüyasında babası Anchises’i görür. Anchises ona doğru karar verdiğini söyler. Ayrıca İtalya’ya ulaştığında yeraltı dünyasına gelmesini ve kendisiyle tekrar görüşmesini ister.
Ertesi gün hazırlıklar tamamlanır. Gemiler yeniden denize açılır. Ancak yolculuğun başlamasıyla birlikte bir kayıp daha yaşanır. Aeneas’ın sadık dümencisi Palinurus, uyku tanrısının etkisiyle denize düşer. Diğerleri bunu fark etmeden yolculuğa devam eder. Palinurus’un kaybı, İtalya’ya ulaşmadan önce verilen son kurbanlardan biri olarak görülür.
6. BÖLÜM
Gemiler, Campania bölgesindeki Cumae kıyılarına yanaşır. Burada ünlü kâhin Sibylla yaşamaktadır. Daha önce Helenos da Aeneas’a bu kâhine danışmasını öğütlemişti. Aeneas karaya çıktıktan sonra öncelikle tanrılara kurbanlar sunar. Ardından Sibylla’nın yaşadığı kutsal mağaraya gider. Sibylla, tanrı Apollon’un iradesini insanlara aktaran güçlü bir kâhindir.
Aeneas mağaraya girdiğinde Sibylla önce sakin görünür. Ancak Apollon’un ruhu ona yaklaştığında davranışları değişmeye başlar. Bedeni titrer, sesi güçlenir ve tanrısal bir coşku içinde kehanette bulunur.
Sibylla’nın ilk haberleri pek sevindirici değildir. Aeneas’ın İtalya’ya ulaşmış olmasına rağmen zorluklarının sona ermediğini söyler. Yeni savaşlar çıkacağını, kan döküleceğini ve Troyalıların burada da mücadele etmek zorunda kalacağını bildirir. Aeneas bu sözleri duyunca kaygılanır. Ancak asıl amacı başka bir isteğini dile getirmektir. Babası Anchises’i yeniden görmek istemektedir. Bunun için yeraltı dünyasına inmesine yardım etmesini rica eder.
Sibylla bu isteğin son derece tehlikeli olduğunu söyler. Yeraltına inmenin kolay, geri dönmenin ise çok zor olduğunu anlatır. Ancak tanrıların desteğine sahip olan Aeneas’ın bunu başarabileceğini kabul eder. Bunun için iki şart vardır. Birincisi, yakın zamanda ölen bir arkadaşının gömülmesi gerekir. Çünkü gömülmemiş ölülerin ruhları yeraltı dünyasına kabul edilmez. İkincisi ise Proserpina‘ya sunulacak kutsal Altın Dal‘ın bulunmasıdır. Bu dal, yeraltı dünyasına giriş izni gibi kabul edilmektedir.
Aeneas arkadaşlarının yanına döndüğünde ölen kişinin Misenus olduğunu öğrenir. Misenus, Troyalıların ünlü borazancısıdır. Deniz kıyısında ölü bulunmuştur. Bazı anlatılara göre deniz tanrılarına meydan okuduğu için öldürülmüştür. Aeneas hemen cenaze töreni düzenler. Ağaçlar kesilir, büyük bir odun yığını hazırlanır ve Misenus onurlu bir şekilde gömülür.
Bu görev tamamlandıktan sonra Aeneas Altın Dal’ı aramaya başlar. Annesi Venüs ona yardım etmek için iki güvercin gönderir. Güvercinler kutsal ağacın bulunduğu yere kadar ona yol gösterir. Aeneas sonunda Altın Dal’ı bulur ve kolayca koparır. Bu, tanrıların onun yolculuğunu onayladığının işaretidir.
Hazırlıklar tamamlanınca Sibylla ile birlikte yeraltı dünyasının girişine giderler. Kurbanlar sunulur ve karanlık mağaradan aşağı inmeye başlarlar. İlk karşılaştıkları manzaralar korkutucudur. Gece, Açlık, Hastalık, Yaşlılık, Keder ve Ölüm gibi soyut güçler burada varlık kazanmış gibidir. Bir süre sonra ölülerin ruhlarını taşıyan kayıkçı Kharon‘un bulunduğu nehre ulaşırlar. Kharon yalnızca gömülmüş ölülerin ruhlarını karşı kıyıya geçirir. Nehir kıyısında bekleyen çok sayıda ruh vardır. Bunların arasında Aeneas’ın sadık dümencisi Palinurus da bulunur. Bir önceki bölümde denize düşerek ölen Palinurus henüz gömülmediği için karşı kıyıya geçememektedir. Palinurus Aeneas’tan yardım ister. Aeneas üzülse de onu yanında götüremez. Sibylla, Palinurus’un ileride onurlu bir şekilde anılacağını söyler.
Aeneas ve Sibylla Altın Dal sayesinde Kharon’u ikna ederler ve nehrin karşısına geçerler. Karşı kıyıda yeraltı dünyasının korkunç bekçisi Kerberos bulunmaktadır. Üç başlı dev köpek girişleri korumaktadır. Sibylla ona uyutucu ilaç karıştırılmış yiyecek verir ve canavar uykuya dalar.
Böylece yolculuk devam eder. İlk bölgelerde trajik ölümler yaşamış insanlar bulunur. Burada genç yaşta ölenler, haksız yere suçlananlar ve acı çekmiş ruhlar yaşamaktadır. Daha sonra Aeneas çok önemli biriyle karşılaşır: Dido. Kartaca Kraliçesi Dido’nun ruhu burada dolaşmaktadır. Aeneas onu görünce büyük üzüntü duyar. Ona zarar vermek istemediğini, ayrılmasının kendi isteği olmadığını anlatmaya çalışır. Ancak Dido hiçbir cevap vermez. Sessizce arkasını döner ve ilk eşi Sychaeus’un yanına gider.
Yolculuk devam ederken Troya Savaşı‘nda ölmüş birçok kahraman görülür. Bazıları Aeneas’ı dostça karşılar, bazıları ise Troyalıları görünce uzaklaşır. Priamos‘un oğullarından biri olan Deiphobos‘u görür. Çok kötü yaraları vardır. Paris öldükten sonra Helen ile evlenmiştir. Ancak Troya’nın son gecesinde Helen‘in kendisine ihanet ettiğini anlatır. Deiphobos’a göre Helen, Yunanların şehre saldırmasına yardım etmiş ve bunun sonucunda kendisi öldürülüp korkunç şekilde parçalanmıştır.
Daha sonra yol ikiye ayrılır. Bir tarafta suçluların ve günahkârların cezalandırıldığı Tartaros vardır. Buradan korkunç çığlıklar yükselmektedir. Sibylla, Aeneas’a içerideki cezaları anlatır ancak içeri girmelerine izin verilmez. Diğer tarafta ise Elysion bulunmaktadır. Burası erdemli insanların ve kahramanların yaşadığı mutlu bölgedir.
Aeneas ile Sibylla Elysion’a giderler. Burada sonunda Anchises’i bulurlar. Aeneas babasını görünce büyük bir sevinç yaşar. Ona sarılmak ister ancak Anchises artık bir ruhtur. Bu nedenle fiziksel olarak ona dokunamaz. Anchises oğlunu sevgiyle karşılar ve ona yeraltı dünyasının düzenini anlatır. Ruhların ölümden sonra tamamen yok olmadığını, bazılarının yeniden doğmak üzere hazırlandığını açıklar. Büyük bir nehrin yanında bekleyen sayısız ruh gösterir.
Aeneas bu kadar çok ruhun neden toplandığını sorunca Anchises şaşırtıcı bir açıklama yapar. Bu ruhlar gelecekte dünyaya yeniden gelecek insanlardır. Ardından Anchises, Aeneas’a geleceğin büyük Romalılarını göstermeye başlar. Henüz doğmamış kahramanlar, devlet adamları ve komutanlar sırayla geçerler. Burada Roma’nın gelecekteki kralları, cumhuriyet kahramanları ve büyük liderleri görülür. Anchises özellikle Romulus’un gelecekte Roma’yı kuracağını anlatır. Daha sonra birçok önemli Romalı lider gösterilir.
Sonunda sıra Augustus’a gelir. Virgil’in yaşadığı dönemin hükümdarı olan Augustus, burada Roma tarihinin zirvesi olarak sunulur. Anchises onun dünyaya barış getireceğini ve Roma’nın gücünü doruğa çıkaracağını söyler.
Anchises son olarak Aeneas’a Roma halkının temel görevini açıklar: Diğer milletler sanat ve bilimde başarılı olabilirler; ancak Romalıların görevi dünyaya düzen getirmek, barışı korumak ve adaleti sağlamaktır.
Görüşme sona erdiğinde Aeneas ve Sibylla yeraltı dünyasından çıkmak üzere yola koyulurlar. Çıkışta iki farklı düş kapısı vardır. Birisi gerçek rüyaların geçtiği boynuz kapısıdır. Diğeri ise fildişi kapıdır ve aldatıcı düşlerin geçtiği yer olarak bilinir. Anchises, Aeneas’ı fildişi kapıdan dışarı gönderir. Bu ayrıntının anlamı yüzyıllardır tartışılmaktadır ve destandaki en gizemli unsurlardan biri kabul edilir.
7. BÖLÜM
Yolculuk sırasında Aeneas’ın dadısı olan yaşlı Caieta ölür. Aeneas ona görkemli bir cenaze töreni düzenler. Virgilius, daha sonra bu bölgenin Caieta’nın adını taşıyacağını söyler. Böylece Roma dünyasındaki birçok yer adı gibi bu bölgenin kökeni de destana bağlanmış olur.
Troyalılar daha sonra Tiber Nehri‘nin ağzına ulaşırlar. Burası gelecekte Roma’nın kurulacağı bölgenin yakınlarıdır. Troyalılar yemek yerken tabak olarak kullandıkları ince ekmekleri de yemeye başlarlar. Bunun üzerine Ascanius şaka yollu olarak “Masalarımızı da yiyoruz!” der. Aeneas birden durur. Çünkü yıllar önce Harpi Celaeno‘nun yaptığı kehaneti hatırlar. Harpi, Troyalıların yeni yurtlarına ulaşmadan önce açlıktan masalarını yiyeceklerini söylemiştir. Kehanet gerçekleşmiştir. Böylece Aeneas kaderlerinde belirtilen topraklara ulaştıklarını anlar.
Bu sırada bölgede Latinler yaşamaktadır. Ülkenin kralı Latinus’tur. Latinus yaşlı ve bilge bir hükümdardır. Latinus’un Lavinia adında bir kızı vardır. Birçok prens ve soylu onunla evlenmek istemektedir. Bunların arasında en güçlü adaylardan biri Rutulilerin lideri Turnus‘tur. Ancak Latinus çeşitli kehanetlerden kızının yerli biriyle değil, deniz aşırı bir yabancıyla evleneceğini öğrenmiştir. Bu yabancının soyundan büyük bir halk doğacaktır.
Bir gün saraydaki kutsal bir ağacın tepesinde arılar sürü hâlinde toplanır. Daha sonra Lavinia’nın saçları kurban töreni sırasında gizemli biçimde alev alır. Bu olaylar kâhinler tarafından gelecekte yaşanacak büyük değişimlerin işareti olarak yorumlanır. Latinus bu nedenle kızını Turnus ile evlendirmekte tereddüt etmektedir.
Aeneas yeni gelenlerin niyetinin barışçıl olduğunu göstermek için elçiler gönderir. Elçiler Latinus’un sarayına ulaşır ve Troya halkının yaşadıklarını anlatırlar. Yeni bir yurt aradıklarını ve dostluk istediklerini söylerler. Latinus onları dikkatle dinler. Kehanetleri hatırlayınca Aeneas’ın beklenen yabancı olabileceğini düşünür. Bu nedenle Troyalılara düşmanca davranmaz.
Tanrıça Juno hâlâ Troyalılardan nefret etmektedir. Troyalıların sonunda İtalya’ya ulaştığını görünce büyük bir öfkeye kapılır. Juno artık kaderi tamamen değiştiremeyeceğini anlamaktadır. Ancak en azından Troyalıların büyük acılar çekmesini istemektedir. Bu nedenle yeraltı dünyasının korkunç öfke tanrıçalarından biri olan Allecto‘yu çağırır. Allecto’nun görevi insanların kalplerine nefret, öfke ve delilik tohumları ekmektir.
Önce Latinus’un eşi Kraliçe Amata‘nın yanına gider. Amata zaten Lavinia’nın Turnus ile evlenmesini istemektedir. Allecto bir yılan kılığına girerek onun içine nefret ve öfke aşılar. Bunun sonucunda Amata aklını kaybetmeye başlar. Kızının Troyalı bir yabancıyla evlenmesine şiddetle karşı çıkar. Sarayda büyük tartışmalar çıkarır. Daha sonra Lavinia’yı alarak ormanlara kaçar. Çevredeki kadınları da etkisi altına alır ve adeta bir çılgınlık hareketi başlatır.
Allecto daha sonra Turnus‘un yanına gider. Başlangıçta Turnus onun sözlerini önemsemez. Ancak Allecto gerçek kimliğini gösterince Turnus’un içine de büyük bir öfke yerleştirir. Turnus artık Troyalıları düşman olarak görmeye başlar. Lavinia’nın elinden alınmak istendiğini düşünür ve savaş hazırlıklarına girişir.
Fakat Juno’nun planı bununla da bitmez. Allecto son olarak Troyalılar ile yerli halk arasında doğrudan bir çatışma çıkarmaya çalışır. Bir gün Ascanius avlanırken güzel bir geyiği vurur. Bu geyik sıradan bir hayvan değildir. Yerel halktan Tyrrheus’un ailesi tarafından evcil hayvan gibi büyütülmüştür. Hayvan yaralı hâlde sahibinin yanına döner. Aile büyük bir öfkeye kapılır. Kısa sürede çevredeki köylüler de silahlanır. Yaşanan çatışmada ilk kan dökülür. Birkaç kişi hayatını kaybeder. Böylece küçük bir av kazası büyük bir savaşa dönüşmeye başlar.
Latinus savaş istememektedir. Kehanetlerin Troyalıları işaret ettiğini bilmektedir. Ancak artık olaylar kontrolünden çıkmıştır. Halk Turnus’un etrafında toplanır. Amata savaş istemektedir. Allecto görevini başarıyla tamamlamıştır. Sonunda Juno, savaşın başlaması için sembolik bir adım daha atar. Normalde savaş kapılarını kral açmalıdır. Ancak Latinus bunu reddeder. Bunun üzerine Juno bizzat gelir ve savaş kapılarını kendi elleriyle açar.
Birçok kral, kabile lideri ve komutan Turnus’un yanında savaşa katılır. Bunlar arasında Mezentius, Lausus, Camilla, Messapus ve Clausus gibi önemli isimler vardır.
8. BÖLÜM
Bir gece Aeneas büyük kaygılar içinde uykuya dalar. Tam bu sırada tanrısal bir olay gerçekleşir. Rüyasında Tiber Nehri‘nin tanrısı Tiberinus ona görünür.
Tiberinus yaşlı ve heybetli bir tanrı şeklinde tasvir edilir. Aeneas’a korkmamasını söyler. Troyalıların gerçekten kaderlerinde yazılı topraklara ulaştığını açıklar. Ayrıca gelecekte kurulacak büyük devletin burada yükseleceğini haber verir.
Tanrı ona önemli bir işaret de verir. Kıyıda otuz yavrusunu emziren beyaz bir dişi domuz görecektir. Bu işaret daha önce Helenos tarafından da haber verilmiştir. Domuzun görüldüğü yer, Troyalıların kaderinin merkezlerinden biri olacaktır. Tiberinus ayrıca Aeneas’a yardım alabileceği kişileri de söyler. Kuzeyde yaşayan Arkadialıların kralı Evander ile ittifak kurmasını tavsiye eder.
Sabah olduğunda Aeneas gerçekten de beyaz dişi domuzu ve yavrularını görür. Kehanetin gerçekleşmesi ona büyük moral verir. Hemen küçük bir grupla birlikte Tiber boyunca yukarı doğru ilerler.
Yolculuk sonunda Evander’in yaşadığı yerleşime ulaşırlar. Burası gelecekte Roma’nın kurulacağı bölgenin erken bir yerleşimidir. Virgil’in okuyucuları için burası son derece önemlidir çünkü Aeneas ilk kez gelecekte Roma olacak toprakların merkezine adım atmaktadır.
Aeneas geldiğinde Evander ve halkı dini bir tören düzenlemektedir. Evander yaşlı, bilge ve adil bir hükümdardır. Aynı zamanda Yunan kökenlidir ve uzun yıllar önce İtalya’ya yerleşmiştir.
Aeneas soyunu ve yaşadıklarını anlattığında Evander onu dostça karşılar. Çünkü iki taraf arasında eski akrabalık bağları bulunduğunu öğreniriz. Ayrıca Evander da Turnus‘un yükselen gücünden rahatsızdır. Böylece iki lider arasında dostluk oluşur.
Evander daha sonra Aeneas’ı yerleşim yerinde gezdirir. Ona çeşitli tepeleri ve kutsal alanları gösterir. O dönemde bunlar sıradan yerler gibi görünmektedir. Ancak Virgil’in okuyucuları bu bölgelerin ileride Roma’nın en önemli merkezleri olacağını bilmektedir. Örneğin Evander’in gösterdiği yerler arasında gelecekte: Forum Romanum, Capitol Tepesi, Palatin Tepesi gibi Roma’nın kalbi olacak bölgeler bulunmaktadır. Aeneas yürürken aslında geleceğin Roma İmparatorluğu’nun merkezinde dolaşmaktadır.
Evander daha sonra bölgedeki eski bir efsaneyi anlatır. Bir zamanlar burada korkunç dev Cacus yaşamaktadır. Cacus ateş püskürten vahşi bir canavardır. İnsanlara saldırmakta ve çevreyi korku içinde tutmaktadır. Ünlü kahraman Herakles sürülerini bu bölgeden geçirirken Cacus bazı sığırları çalar. Ancak izlerini gizlemeye çalışmasına rağmen suç ortaya çıkar. Bunun üzerine Herakles mağaraya girerek Cacus’u öldürür ve halkı onun zulmünden kurtarır. Herakles’in canavarı yenmesi, ileride Aeneas’ın da kaosu temsil eden düşmanlarını yenmesinin ön habercisidir.
Gece olduğunda Evander ve Aeneas savaş hakkında konuşurlar. Evander Troyalılara yardım etmeye hazırdır ancak kendi askerlerinin sayısı sınırlıdır. Bu yüzden Aeneas’a daha güçlü bir müttefik önerir: Etrüskler.
Etrüskler uzun süredir zalim kral Mezentius‘tan nefret etmektedir. Kehanetlere göre onları bir yabancı lider yönetecektir. Evander bu kişinin Aeneas olduğuna inanmaktadır. Ertesi gün Evander, oğlu Pallas‘ı da Aeneas’ın yanına verir. Genç Pallas hem savaş deneyimi kazanacak hem de Troyalılarla birlikte mücadele edecektir.
Pallas ile Aeneas arasında kısa sürede baba-oğul benzeri bir bağ oluşur. Bu sırada destanın başka bir yerinde Venüs oğlunun yaklaşan savaşlardan sağ çıkmasını istemektedir. Bu nedenle kocası olan ateş ve demircilik tanrısı Vulcanus‘a başvurur. Vulcanus, tanrıların en büyük zanaatkârıdır. Venüs onun yardımını ister ve Aeneas için olağanüstü silahlar yapılmasını talep eder. Vulcanus kabul eder.
Sicilya yakınlarındaki volkanik atölyesinde çalışan Kikloplar hemen işe koyulur. Dev örsler çalışmaya başlar. Demirler dövülür. Kıvılcımlar etrafa saçılır. Sonunda Aeneas için eşsiz bir savaş takımı hazırlanır: miğfer, zırh, kılıç, mızrak ve en önemlisi büyük bir kalkan. Bu kalkan sıradan bir savaş aracı değildir. Vulcanus kalkanın üzerine gelecekteki Roma tarihini işlemiştir.
Kalkan üzerinde Romulus ile Remus’un dişi kurt tarafından emzirilişi, Roma’nın ilk dönemleri, cumhuriyet kahramanları, büyük savaşlar ve en sonunda Augustus’un zaferleri tasvir edilmiştir. Özellikle Actium Deniz Savaşı‘nın görüntüleri dikkat çeker. Burada Augustus’un düşmanlarını yenmesi ve Roma’nın dünyaya hâkim olması gösterilir. Virgil böylece Aeneas’ın kaderi ile Augustus’un Roma’sı arasında doğrudan bağ kurar.
Venüs silahları oğluna getirir. Aeneas yeni silahlarını hayranlıkla inceler. Özellikle kalkanın üzerindeki görüntüleri tam olarak anlamasa da bunların büyük bir geleceği temsil ettiğini hisseder. Kalkanı omzuna alır ve yaklaşan savaşa hazırlanır.
9. BÖLÜM
Bir önceki bölümde Aeneas, Etrüsklerle ittifak kurmak ve yeni kuvvetler toplamak amacıyla Troyalı kampından ayrılmıştır. Kampta ise oğlu Ascanius ve diğer komutanlar kalmıştır.
Aeneas’ın yokluğunu fırsat bilen Turnus harekete geçmeye karar verir. Turnus, Troyalıların en güçlü liderinin uzakta olduğunu öğrenince büyük bir saldırı başlatır. Amacı Troyalıları Aeneas dönmeden önce yok etmektir. Rutuliler ve müttefikleri büyük bir orduyla Troyalı kampını kuşatırlar.
Ancak Troyalılar hazırlıklıdır. Aeneas ayrılmadan önce savunma yapılmasını ve açık savaşta risk alınmamasını emretmiştir. Bu nedenle askerler surların ve hendeklerin arkasında bekler. Turnus Troyalıları meydan savaşına çekmeye çalışır fakat başarılı olamaz. Öfkeye kapılan Turnus farklı bir yöntem dener. Limandaki Troyalı gemilerini yakmak ister. Tam bu sırada olağanüstü bir olay meydana gelir. Bu gemiler sıradan ağaçlardan yapılmamıştır. Gemilerin kerestesi bir zamanlar tanrıça Kybele’nin kutsal ormanlarından kesilmiştir. Kybele daha önce Jüpiter’den bu gemiler için koruma istemiştir.
Rutuliler ateşi gemilere ulaştırınca tanrısal bir mucize gerçekleşir. Gemilerin halatları kendiliğinden kopar. Gemiler denize doğru hareket eder. Ardından her biri deniz perisine dönüşür. Şaşkınlık içindeki askerler gemilerin yüzerek uzaklaştığını görürler. Bu olay Troyalılar için ilahi bir destek işareti olsa da Turnus’u durdurmaz. Tam tersine bunu bir meydan okuma olarak görür.
Kuşatma devam eder. Bu sırada iki genç Troyalı öne çıkar: Nisus ve Euryalus. Bu iki genç dostluklarıyla ünlüdür. Birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmazlar. Kuşatma uzadıkça kamptaki durum zorlaşmaya başlar. Sonunda Nisus cesur bir plan önerir. Aeneas’a haber ulaştırılmalıdır. Eğer Aeneas geri dönmezse Troyalılar uzun süre dayanamayabilir.
Nisus gece karanlığında düşman hatlarını geçerek Aeneas’ı bulmayı teklif eder. Euryalus da onu yalnız bırakmayı reddeder ve göreve katılır. Komutanlar bu tehlikeli görevi kabul ederler. İki genç gece vakti kamptan çıkar. Başlangıçta her şey planlandığı gibi gider. Düşman askerlerinin çoğu uyumaktadır. Nisus ve Euryalus sessizce ilerlerken birçok düşmanı öldürürler. Özellikle Euryalus ilk büyük savaş deneyimini yaşamaktadır ve başarılarından etkilenir. Ascanius bu yiğitlikleri karşısında onlara türlü hediyeler vereceğine söz verir.
Ancak burada ölümcül bir hata yapılır. Euryalus öldürdüğü düşmanlardan birinin değerli miğferini ve bazı süs eşyalarını alır. Bu ganimetler karanlıkta parlamaktadır. Bir süre sonra bölgeden geçen düşman süvarileri bu parıltıyı fark eder. İki genç kaçmaya çalışır. Nisus daha hızlı olduğu için kurtulmayı başarır ancak Euryalus ormanda kaybolur ve yakalanır.
Nisus dostunu bırakıp gitmeyi düşünmez. Gizlice geri döner. Düşmanların arasına saldırarak birkaç askeri öldürür. Fakat sayı üstünlüğü çok fazladır. Sonunda Euryalus öldürülür. Bunu gören Nisus büyük bir acıyla kendisini düşmanların üzerine atar. Son bir saldırıyla Euryalus’u öldüren savaşçıyı öldürmeyi başarır. Ancak hemen ardından kendisi de mızrak darbeleriyle hayatını kaybeder. İki dost yan yana ölür.
Sabah olduğunda düşmanlar Nisus ve Euryalus’un kesilmiş başlarını mızrakların ucuna takarak Troyalı kampının önünde sergiler. Bu görüntü kampın içinde büyük üzüntü yaratır. Euryalus’un annesi oğlunun öldüğünü öğrenince yıkılır. Ağıtlar yakar ve yaşamak istemediğini söyler. Troyalı askerler onu güçlükle sakinleştirir.
Kuşatma giderek sertleşir. Rutuliler surlara saldırmaya başlar. Troyalılar ise direnmektedir. Bu sırada genç Ascanius ilk kez büyük bir savaş başarısı elde eder. Düşmanlardan Numanus adında bir savaşçı Troyalılarla alay eder. Onları korkak ve zayıf olmakla suçlar. Bunun üzerine Ascanius okunu fırlatır. Ok hedefini bulur ve Numanus ölür.
Tanrılar da savaşın gidişatını izlemektedir. Apollon, Ascanius’un başarısını över ancak ona şimdilik daha fazla risk almamasını öğütler.
Bu sırada Turnus kuşatma sırasında büyük bir fırsat yakalar. Troyalıların açık bıraktığı bir geçitten içeri girmeyi başarır. Bir anda kampın içinde yalnız başına kalır. Fakat Turnus olağanüstü bir savaşçı olduğunu gösterir. Karşısına çıkan birçok Troyalıyı öldürür. Kamp içinde büyük panik yaşanır. Bir süre için Turnus tek başına bütün savunmayı sarsacak kadar etkili olur. Ancak sonunda Troyalılar toparlanır ve çıkış yollarını kapatırlar.
Turnus bir anda kuşatan taraf olmaktan çıkıp kuşatılan kişi hâline gelir. Yakalanmak üzere olduğunu anlayınca son anda nehre doğru koşar. Kendini suya bırakır. Nehir tanrısının yardımıyla güvenli şekilde karşı kıyıya ulaşır. Böylece ölümden kurtulur.
10. BÖLÜM
Tanrıların kralı Jüpiter, Olimpos’ta bütün tanrıları bir araya toplar. Çünkü savaş artık yalnızca insanlar arasında değildir; tanrıların sürekli müdahaleleri de çatışmayı büyütmektedir.
Jüpiter toplantıda önemli bir karar açıklar. Artık hiçbir tanrı savaşın sonucunu değiştirmeye çalışmayacaktır. Herkes kaderin belirlediği yolda ilerleyecektir. Troyalılar ve İtalyanlar kendi güçleriyle mücadele edeceklerdir. Juno hâlâ Turnus‘u desteklemektedir. Venüs ise oğlu Aeneas‘ın güvenliği için endişelenmektedir. Böylece görünürde tarafsızlık ilan edilse de tanrılar savaşı dikkatle izlemeye devam eder.
Bu sırada Aeneas müttefikleriyle birlikte geri dönmektedir. Evander‘in yönlendirmesiyle Etrüsklerle ittifak kurmuş ve büyük bir kuvvet toplamıştır. Yanında çok sayıda savaşçı ve gemi bulunmaktadır. Denizde ilerlerken daha önce Juno’nun saldırısından kurtularak deniz perilerine dönüşen Troyalı gemiler Aeneas’ın karşısına çıkar. Periler ona kampın kuşatıldığını ve arkadaşlarının büyük tehlike altında olduğunu haber verir.
Bunun üzerine Aeneas vakit kaybetmeden ilerler. Sabah olduğunda yeni müttefiklerle birlikte kıyıya çıkar ve savaşa katılır. Uzun süredir savunmada kalan Troyalılar Aeneas’ın gelişiyle karşı saldırıya geçer.
Birçok kahraman düellolara girer. Her iki taraftan da çok sayıda savaşçı ölür. Aeneas karşısına çıkan birçok düşmanı öldürür.
Troyalıların yanında savaşan Pallas, Evander‘in oğludur. Evander oğlunun savaş deneyimi kazanmasını istemiştir ancak aynı zamanda onun güvenliğini de Aeneas‘a emanet etmiştir.
Savaş sırasında Pallas büyük cesaret gösterir. Yaşına rağmen birçok düşman askerini öldürür. Sonunda Pallas ve Turnus karşı karşıya gelir. Turnus diğer savaşçıların geri çekilmesini isterek onunla tek başına dövüşmek ister. Pallas, güç ve deneyim bakımından Turnus üstün olsa da Pallas savaşmayı kabul eder. Pallas Herakles’e dua eder. Herakles onu kurtarmak ister fakat Jüpiter kaderin değiştirilemeyeceğini söyler.
Pallas’ın mızrağı Turnus’u hafifçe yaralar. Turnus’un karşı saldırısı ise ölümcüldür. Mızrağı Pallas’ın kalkanını ve zırhını delerek göğsüne saplanır. Turnus, Pallas‘ın kemerini ve savaş kuşağını ganimet olarak alır.
Pallas, Evander’in tek oğludur ve Aeneas onu koruyacağına söz vermiştir. Pallas’ın öldüğü haberi kısa sürede Aeneas’a ulaşınca Aeneas öfkesinden deliye döner. İntikam için savaş alanında önüne çıkan birçok düşmanı öldürmeye başlar.
Juno, Turnus’un Aeneas’la karşılaşırsa öleceğini anlayınca onu kurtarır. Aeneas’a benzeyen bir hayalet yaratır. Turnus hayaletin peşine düşer ve bir gemiye çıkar. Juno geminin halatını çözer. Gemi kıyıdan uzaklaşır ve Turnus istemeden savaş alanından çıkarılmış olur. Gerçeği anlayınca utanç duyar. Adamlarını terk etmiş gibi görünmekten korkar, hatta kendini öldürmeyi düşünür. Ancak Juno buna izin vermez ve gemi onu babası Daunus’un topraklarına götürür.
Öte yandan savaşta Mezentius isimli bir savaşçı vardır. Zalimliğiyle tanınan eski bir Etrüsk kralıdır. Kendi halkı tarafından kovulmuş ve Turnus‘un tarafına katılmıştır. Onun oğlu olan Lausus genç, cesur ve onurlu bir savaşçıdır. Babasına büyük bir sevgiyle bağlıdır.
Savaş sırasında Aeneas ile Mezentius karşı karşıya gelir. Mezentius ağır yaralanır. Tam bu sırada Lausus babasını kurtarmak için araya girer. Aeneas, Lausus‘u öldürür ama genç adamın cesaretine saygı gösterir ve bedenine onurlu davranılmasını emreder.
Lausus‘un öldüğünü öğrenen Mezentius büyük bir acı yaşar ve tekrar savaş alanına döner. Artık amacı zafer kazanmak değil, oğlunun ardından onurlu bir şekilde ölmektir. Mezentius son kez Aeneas‘a meydan okur. İkili arasında sert bir düello yaşanır. Ancak Aeneas rakibini öldürür. Ölmeden önce Mezentius oğlunun yanına gömülmeyi ister. Aeneas bu isteğe saygı gösterir.
Savaşın dengesi Troyalıların lehine dönmektedir. Ama Turnus hayattadır. Pallas ölmüştür. Aeneas büyük bir öfke içindedir. İki taraf da ağır kayıplar vermiştir.
11. BÖLÜM
Ertesi sabah Aeneas zafer kazanmıştır ama Evander‘in kendisine emanet ettiği oğlu Pallas‘ı koruyamamıştır. Bu nedenle çok üzgündür. İlk iş olarak tanrılara teşekkür etmek amacıyla kutsal bir meşe ağacını savaş ganimetleriyle süsler. Bu tören hem zaferi kutlamak hem de savaşta ölenleri onurlandırmak için yapılır.
Ardından Pallas‘ın bedeni hazırlanır. Aeneas, genç savaşçıya olağanüstü bir cenaze töreni düzenlenmesini emreder. Dido’nun ona armağan ettiği değerli kumaşları kullanılır. Silahları ve savaşta kazandığı onurlar bedeninin yanına yerleştirilir. Pallas’ın naaşı büyük bir kortej eşliğinde babası Evander‘e gönderilir.
Bu sırada Latinlerden elçiler gelir ve ölülerini gömmek için on iki günlük ateşkes ister. Aeneas kabul eder. Ayrıca savaşın aslında Latin halkıyla değil, Turnus’la arasındaki mesele olduğunu söyler; isterse Turnus’la teke tek dövüşmeye hazırdır. Latinler bu tavırdan etkilenir. Özellikle yaşlı Drances, Turnus’u eleştirir ve savaşın onun yüzünden sürdüğünü düşünmeye başlar.
Pallas’ın cenazesi Evander’e ulaştığında büyük bir yas yaşanır. Evander oğlunun savaşta onurlu biçimde öldüğünü kabul eder, fakat Aeneas’tan tek isteğinin Turnus’un ölümünü görmek olduğunu söyler. Ardından her iki taraf da ölülerini yakar ve gömer.
Ateşkes sırasında Kral Latinus bir meclis toplar. Artık savaşın devam edip etmeyeceğine karar verilmelidir. Bazı liderler barış istemektedir. Özellikle Drances adlı soylu bir lider Turnus‘u açıkça eleştirir. Drances’a göre savaşın asıl nedeni Turnus’un kişisel hırslarıdır. Lavinia’nın evliliği yüzünden binlerce insan ölmektedir. Bu nedenle Turnus’un geri çekilmesi ve Lavinia’nın Aeneas ile evlenmesine izin verilmesi gerektiğini savunur.
Turnus ise bu suçlamaları öfkeyle reddeder. Kendisinin korkak olmadığını, savaşmaya devam edeceğini ve Troyalıları yenebileceğini söyler.
Tam bu sırada yeni bir haber gelir. Aeneas ve müttefikleri yeniden ilerlemeye başlamıştır. Bu haber üzerine barış görüşmeleri sona erer.
Savaş kaçınılmaz hâle gelir. Savaşa dahil olan Camilla, Volsk halkının liderlerinden biridir ve Turnus’un en önemli müttefiklerinden biridir. Çocukluğu da olağanüstü olaylarla doludur. Babası Metabus bir iç savaş sırasında kaçmak zorunda kalmıştır. Yanında küçük kızı Camilla da vardır. Bir nehir geçmeleri gerekir. Ancak bebek Camilla’yı taşıyarak geçmek mümkün değildir. Bunun üzerine Metabus kızını bir mızrağa bağlar ve tanrıça Diana‘ya adar. Daha sonra mızrağı nehrin karşı kıyısına fırlatır. Camilla sağ salim karşıya ulaşır. Metabus da yüzerek geçer ve kızını kurtarır. O günden sonra Camilla Diana’nın koruması altında büyür. Ormanlarda yetişir. Avcılık yapar. At binmede ve silah kullanmada olağanüstü beceriler kazanır.
Savaş yeniden başladığında Turnus farklı bir plan yapar. Aeneas‘ın ilerleyişini durdurmak için birliklerini ikiye ayırır. Kendisi belirli bir bölgede pusu kurarken, Camilla düşman süvarilerini karşılamakla görevlendirilir. Camilla savaş alanında olağanüstü başarı gösterir. Düşman saflarında korku yaratır.
Savaş sırasında Camilla’nın dikkatini gösterişli zırhlar ve ganimetler çeker. Özellikle Chloreus adlı savaşçının parlak giysileri ilgisini çeker. Onu takip etmeye başlar. Bu kısa dikkat dağınıklığı ölümüne yol açar. Arruns adlı bir savaşçı fırsatı değerlendirir. Gizlice yaklaşır ve mızrağını fırlatır. Mızrak Camilla’ya isabet eder. Ağır yaralanan savaşçı yere düşer. Ölmeden önce en yakın dostu Acca’yı çağırır. Turnus’a haber gönderilmesini ister.
Camilla’nın ölümü ordusunda büyük paniğe yol açar. Volsklar geri çekilmeye başlar. Düzen bozulur. Bu sırada tanrıça Diana da olaya müdahale eder. Camilla’nın ölümünden sorumlu olan Arruns cezalandırılır ve öldürülür.
Camilla’nın ölüm haberi Turnus’a ulaştığında durumun ciddiyetini anlar. Planları çökmüştür. Ordusu dağılmaktadır. Bu nedenle geri çekilmek zorunda kalır.
12. BÖLÜM
Kral Latinus Turnus’u vazgeçirmeye çalışır. Lavinia’nın başka talipleri olduğunu, savaşın bu kadar büyümemesi gerektiğini söyler. Kraliçe Amata da Turnus’un ölmesinden korkar ve ona savaşmaması için yalvarır. Ancak Turnus kararından dönmez.
Aeneas düelloyu kabul eder. Anlaşmaya göre Turnus kazanırsa Truvalılar bölgeden çekilecek; Aeneas kazanırsa Latinler ve Truvalılar birleşecek, fakat Aeneas Latinleri boyunduruk altına almayacaktır.
İki taraf savaş alanında ant içer ve kurbanlar kesilir.
Fakat Juno hâlâ Turnus’un ölmesini istemez. Bu yüzden Turnus’un kız kardeşi olan su perisi Juturna’yı harekete geçirir. Juturna Latin askerlerinin arasına girerek onları düelloya karşı kışkırtır. Tam bu sırada gökyüzünde bir işaret görülür. Latinler bunu kendi lehlerine yorumlar. Tolumnius adlı bir savaşçı anlaşmayı bozarak Truvalılara mızrak fırlatır.
Böylece ateşkes bozulur ve iki ordu yeniden savaşa girer. Aeneas savaşı durdurmaya ve yapılan anlaşmayı hatırlatmaya çalışırken bir okla yaralanır. Oku kimin attığı belli değildir. Aeneas savaş alanından çekilmek zorunda kalır.
Doktor Iapyx oku çıkarmaya çalışır fakat başaramaz. Venüs gizlice müdahale eder; şifalı bir bitki sayesinde ok çıkarılır ve Aeneas’ın yarası hızla kapanır. Aeneas tekrar savaşa döner ve doğrudan Turnus’u aramaya başlar.
Juturna ise Turnus’u korumaya devam eder. Turnus’un savaş arabasını sürerek onu sürekli Aeneas’tan uzaklaştırır. Böylece Turnus ve Aeneas uzun süre karşı karşıya gelemez.
Aeneas sonunda bunun bilinçli yapıldığını fark eder ve taktik değiştirir. Turnus’u kovalamak yerine Latin başkenti Laurentum’a saldırmaya karar verir. Truvalılar şehrin surlarına ilerler. Aeneas Latinlere, Turnus’u kendisine teslim etmelerini; aksi halde şehri yakacağını söyler.
Şehrin içinde panik çıkar. Kraliçe Amata, Turnus’un öldüğünü sanır. Savaşın ve yaşanan felaketlerin kendi yüzünden gerçekleştiğini düşünerek kendini asar. Lavinia ve Latinus büyük bir yasa kapılır.
Turnus ise şehirdeki kargaşayı öğrenir. Juturna’nın kendisini savaştan uzak tuttuğunu da artık fark eder. Bunun üzerine kaçmayı bırakır ve Aeneas’la yüzleşmeye karar verir.
İki savaşçı sonunda karşı karşıya gelir. Düello başlar.
Turnus önce kılıcıyla Aeneas’a saldırır. Fakat büyük bir hata ortaya çıkar: Turnus aceleyle kendi kılıcı yerine arabacısının daha zayıf kılıcını almıştır. Kılıç Aeneas’ın zırhına çarpınca kırılır. Turnus silahsız kalınca kaçmaya başlar. Aeneas onu kovalar.
Aeneas bir noktada kendi mızrağını kutsal bir ağacın köklerinden çıkarmaya çalışır. Juturna yine müdahale ederek Turnus’un gerçek kılıcını ona geri verir. Venüs de buna karşılık Aeneas’ın mızrağını kurtarır. Düello yeniden başlar.
Bu sırada Jüpiter sonunda Juno’ya müdahale eder. Turnus’un kaderinin değiştirilemeyeceğini söyler.
Juno artık Aeneas’ın zaferini kabul eder fakat bir şart öne sürer: Latin halkı adını, dilini ve kimliğini korumalı; Truvalılar Latinlerin içinde erimelidir.
Jüpiter bunu kabul eder.
Böylece Juno Turnus’u korumaktan vazgeçer. Jüpiter daha sonra Juturna’yı da savaş alanından uzaklaştırmak için korkunç bir tanrısal işaret gönderir. Juturna kardeşinin kaderinin artık kesinleştiğini anlar ve büyük bir acıyla geri çekilir. Turnus artık yalnızdır.
Aeneas ile son kez karşılaşırlar. Turnus büyük bir taşı kaldırıp Aeneas’a fırlatmaya çalışır fakat gücü tükenmiştir. Taş istediği gibi gitmez.
Aeneas mızrağını fırlatır ve Turnus’un uyluğuna saplar. Turnus yere düşer.
Turnus yenilgiyi kabul eder. Aeneas’a artık Lavinia üzerindeki hakkından vazgeçtiğini söyler ve yaşaması için yalvarır. Babası Daunus’u hatırlatarak Aeneas’tan kendisine merhamet etmesini ister.
Aeneas bir an duraksar. Turnus’u bağışlamaya yaklaşır. Fakat sonra Turnus’un omzunda Pallas’tan aldığı kemeri görür. Aeneas’ın Pallas’ın ölümüyle ilgili öfkesi yeniden alevlenir. Turnus’a Pallas’ın kendisinden intikam aldığını söyleyerek kılıcını göğsüne saplar.
Turnus ölür.

