Zamanda donmuş gibi duran Pompeii Antik Kenti dünyanın en ünlü ören yerlerinden biridir. Antik kenti ziyaret etmeden önce bilmeniz gerekenleri sizler için derledik.
İçindekiler
Pompeii Antik Kenti’ne Nasıl Giderim?
Eğer toplu taşıma ile gelecekseniz Napoli Central Station‘dan kalkan tramvay 45 dakikalık bir yolculuk ile Pompeii Antik Kenti‘nin girişinde sizi indiriyor.
Bunun dışında benim önerim Napoli’den motor kiralamanız ve bölgeyi motor ile gezmeniz yönünde olacaktır. Böylece Amalfi Sahillerini de araya katabileceğiniz güzel bir rota yapabilirsiniz. Biz iki güne Pompeii ve Amalfi sahillerini sığdırdık ama hızlı bir gezgin için bile üç gün gerekli diye düşünüyorum.
Pompeii Antik Kenti Bileti Nereden Alınır?
Pompeii Antik Kentine ziyaretçi limiti olduğunu unutmayın! Günlük 20.000 kişi ile sınırlandırılmıştır. Sabahtan 15.000 kişi, öğleden sonra 5.000 kişi. Dolayısıyla yoğun bir sezonda ziyarete gidiyorsanız biletler tükenebilir.
Bence Herculaneum ile Pompeii birbirlerine yakın olmalarına rağmen aynı gün gezilecek yerler değil. Pompeii’de 30bin adım attıktan sonra Herculaneum ziyaretinizden pek keyif almayabilirsiniz. Herculaneum’u da görmek istiyorsanız bölgeye en az 2-3 gün ayrılmalı!
Bileti buradan alabilirsiniz. Tarih ve saat seçmeniz gerekiyor. Online bilet ile sıra beklemeden içeri girebiliyorsunuz. Sabah erkenden gitmeniz önemli. Hem alan büyük hem kalabalık daha az oluyor hem de yaz mevsiminde gidiyorsanız öğlene doğru çok sıcak oluyor.
Üç seçeneğiniz var:
- POMPEII EXPRESS – 20€
- POMPEII PLUS – 25€: Ören yerinin içinde bulunan ekstra birkaç villayı daha görmek istiyorsanız. Ben ilgili olduğum için bu bileti aldım. Ama yeterince villa göreceğim gerek yok diyorsanız Express sizin için daha iyi bir seçenek olabilir.
- POMPEI AND OTHER SITES (Pompeii Plus + Oplontis + Villa Arianna + Villa San Marco + Museo Archeologico di Stabia + Navetta): Ekstra olan kısımlar ören yerinden yürüme mesafesinde değil. 2-3 gün bölgeyi gezmek istiyorsanız
Pompeii Antik Kenti’ne Ne Kadar Süre Ayırmalıyım?
Öncelikle bu antik kentin neredeyse tamamen ayakta kaldığını, yani daha önce gördüğünüz hiçbir ören yerine benzemediğini söylemeliyim. Caddelerinden villalarına, her şey ayakta. Şöyle düşünün: tarihi yarımadayı boydan boya gezip hemen her evi görmek istiyorsanız, ne kadar süre ayırmalısınız? Kısacası, “2-3 saatte gezerim ve çıkar giderim” diye düşünüyorsanız, ödediğiniz bilet parasına yazık olacağını söylemeliyim. Buraya tam bir gün ayırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Zaten öğlene doğru artan kalabalık yüzünden önemli birçok noktayı görmek için uzun kuyruklara gireceğiniz, bol bol ayakta kalacağınız kesin.
Pompeii Antik Kenti ve Çevresi İçin Gezi Planı
Bölgeyi iki günde gezmeye çalışmış biri olarak en optimum gezi planı bence şöyle olurdu:
Gün 1: Napoli’den motor kirala ve Pompeii Antik kentine sabah erkenden ulaş. Akşam Salerno ya da Sorrento civarında kal.
Gün 2: Sorrento‘da kaldıysan Salerno‘ya, Salerno’da kaldıysan Sorrento’ya doğru belde belde gez. Tam tersi lokasyonda bir gece kal. Bir gün Amalfi sahillerini boydan boya motorla gezmek için yeterli. Ama tekne turu, uzun uzun plaj keyfi yapayım ya da bütün kasabalarını gezeyim diyorsanız kalacağınız süreyi arttırmalısınız.
Gün 3: Erkenden yola çık Herculaneum 2-3 saatlik bir ziyaret yap ve Napoli’ye dönme. Napoli Arkeoloji Müzesi ve şehir turu yapma.
Pompeii Antik Kenti Tarihi

Pompeii Antik Kenti MÖ 6-7. yüzyıllarda Vezüv Yanardağı eteğinde kurulmuştur. MÖ 1. yüzyıldan itibaren zengin Romalıların tatil beldesi, hareketli bir ticaret ve liman kenti olarak büyüdü. Nüfusu yaklaşık 11-15 bin kişiye ulaştı; forumlar, tapınaklar, hamamlar, tiyatrolar, villalar ve dükkânlarla dolu gelişmiş bir kentti.
MS 62 yaşanan büyük bir deprem kenti ağır hasara uğrattı; birçok yapı hâlâ onarılıyordu. 24 Ağustos MS 79’da Vezüv Yanardağı patladı. Kent, kalın bir kül ve pomza tabakasının altında kaldı; binlerce kişi hayatını kaybetti. Kül tabakası kenti adeta zaman içinde dondurdu — binalar, freskler, hatta insan ve hayvan bedenlerinin izleri korundu.
Kent yüzyıllarca unutuldu, 1748’de sistemli kazılar başlayana dek toprak altında kaldı. O günden bu yana yapılan kazılar, Roma dönemi gündelik yaşamına dair eşi benzeri olmayan bir pencere açtı ve bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Vezüv Yanardağının Patladığı Gün Yaşananlar
Aslında birkaç gün öncesinden küçük depremler hissedilmişti ama bölge halkı depremlere alışkındı, ciddiye almadılar. O gün her şey normal görünüyordu, insanlar günlük işlerine devam ediyordu.
Öğleden sonra yaklaşık 13:00 civarında Vezüv aniden patladı. Yanardağın tepesi adeta uçtu ve gökyüzüne devasa bir kül, pomza ve gaz sütunu fışkırdı.
Saatler boyunca gökten pomza taşları ve kül yağdı. Bu aşama yaklaşık 18 saat sürdü. Bu süre zarfında birçok kişi kaçma fırsatı buldu; çatılar pomzanın ağırlığıyla çökmeye başlayınca insanlar evlerini terk etti.
Asıl felaket bu noktada başladı. Yanardağdan “piroklastik akım” denen, saatte yüzlerce kilometre hızla ilerleyen, 300-400°C sıcaklıkta kül, gaz ve kayaç karışımı ölümcül dalgalar halinde yamaçtan aşağı yayıldı.
Birbirini izleyen birkaç piroklastik akım dalgası Pompeii’yi tamamen sardı. Hâlâ kentte kalmış olanlar -pomza yağmuru sırasında kaçmayan ya da kaçamayanlar- bu sıcak gaz ve kül dalgalarında anında öldü. Vücutlar kül altında kaldı, zamanla çürüyüp yok oldu ama etraflarındaki kül sertleşince boşluklar oluştu; 19. yüzyılda arkeologlar bu boşluklara alçı dökerek o anki beden pozisyonlarını -adeta donmuş halleriyle- ortaya çıkardılar. Bugün kentte görünen bedenler kaçmayan ya da kaçamayan insanların piroklastik akım ile kül içinde bıraktıkları boşluklardır.
Komşu kent Herculaneum ise konum itibari ile Vezüv’e daha yakın olmasına rağmen rüzgarın yönü sebebiyle pomza yağmurundan daha az etkilenmiştir. Kent daha kısa sürede terk edilmiştir. Ayrıca pomza yağmuru Pompeii’deki gibi kenti harabe haline getirmemiş ve kalıntılar daha iyi korunmuştur.
Alçı Kalıp Yöntemi ve Giuseppe Fiorelli

İtalyan arkeolog Giuseppe Fiorelli 1863 yılında, Pompeii kazılarının başındaki görevindeyken alçı kalıp tekniğini ilk kez başarıyla uyguladı.
Fikrin temeli oldukça basit ama dahiyaneydi: Vezüv patlaması sırasında kurbanların bedenleri sıcak kül ve pomza tabakası altında kalmış, zamanla yumuşak dokular (deri, kas, giysi) tamamen çürüyüp yok olmuş, ama etraflarındaki kül ve toz sıkışıp sertleşerek bir tür kalıp/kabuk oluşturmuştu. Yani kurbanın bedeni yok olduktan sonra, onun tam boyutlarında ve şeklinde bir boşluk (kavite) geride kalıyordu.
Fiorelli, kazı sırasında bu boşlukları fark ettiğinde, içlerine sıvı alçı dökme fikrini geliştirdi; alçı sertleştiğinde, kurbanın ölüm anındaki tam pozisyonunu, yüz ifadesini, hatta giysi kıvrımlarını ve dokusunu bile koruyarak ortaya çıkıyordu — bazen içinde kurbanın kemikleri de kalıbın içinde muhafaza edilmiş halde bulunuyordu.
Bu yöntemin arkeolojik önemi muazzam: Pompeii, dünyada bu şekilde insan bedenlerinin “dondurulduğu” tek yer olduğu için, bu kalıplar sadece ölüm anının duygusal/insani tarafını değil, aynı zamanda bilimsel açıdan da eşsiz veriler sunuyor. Günümüzün ileri teknikleriyle (BT taramaları, DNA analizi gibi) bu kalıplar incelenerek kurbanların yaşı, cinsiyeti, hastalıkları, hatta beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi edinilebiliyor.
Pompeii Antik Kenti Gezi Rotası
Antik kentin tarihsel yedi kapısı olsa da, bugün ziyaretçilerin kullandığı, gişesi olan resmî giriş sayısı 3:
- Porta Marina – Ana giriş, tren istasyonuna en yakın, en yoğun kullanılan kapı.
- Piazza Anfiteatro – Modern Pompei şehir merkezinden erişim; amfitiyatroya yakın.
- Piazza Esedra – Antiquarium’a (müze bölümüne) hızlı erişim isteyenler için önerilen giriş.
Antik kentte birçok ev ve yapı vardır. Bunlardan bazıları bazı günler açık iken, en ünlüleri her zaman ziyarete açıktır. Kısacası ziyaret ettiğiniz güne bağlı bazı villaları görebilirken, bazılarını göremeyeceksiniz.
Eğer info deske giderseniz size açık/kapalı olan villalar hakkında bilgi verecekler ve yürüyüş rotası önereceklerdir.
Porta Marina’dan girip aşağıdaki sırada ziyaretinizi gerçekleştirirseniz en ünlü noktaları verimli bir rotada görerek yürüyebilirsiniz.
Ayrıca alanda tek bir kafe ve tek bir tuvalet alanı var! Kafe tıklım tıkış. Yanınızda atıştırmalık ve bol su getirmeyi, yazın ziyaret ediyorsanız güneş kremi ve şapkayı ihmal etmeyin.
1. Forum Alanı ve Jüpiter Tapınağı

Pompeii Antik Kenti’nin forum alanı, kentin sosyal ve siyasi merkezidir. Günümüzdeki şehir meydanları gibi kullanılan bu alan araba trafiğine kapalıydı. Girişlerde bunu engelleyen taş mostralar hâlâ görülebiliyor.
- Jüpiter Tapınağı (Capitolium) – Forumun kuzey ucunda, en görkemli yapıdır. Tapınak ilk olarak MÖ 2. yüzyılda inşa edilmiş, daha sonra çeşitli dönemlerde yenilenmiştir. Jüpiter; devletin, gökyüzünün ve kanunların koruyucusu kabul edilirdi. Tapınağın yivli sütunları, yapıyı daha yüksek göstermek amacıyla tasarlanmış bir göz illüzyonu örneğidir.
- Apollo Tapınağı – Forumun hemen batısında yer alır. Pompei’nin en eski kutsal yapılarından biridir ve tarihi MÖ 6. yüzyıla kadar uzanır. Tapınağın önünde büyük bir sunak bulunur. Kazılarda bulunan kitabeler, yapının Apollon’a adandığını doğrular. Tapınak çevresindeki Apollon ve Diana heykelleri ise Pompei’nin en ikonik görüntülerinden biri haline gelmiştir.
- Macellum – Kapalı et ve balık pazarı. Etrafı dükkânlarla (tabernae) çevrili bir avlu şeklindedir ve ortasında tholos denen, kubbeli, yuvarlak bir yapı bulunuyordu. Buradan çıkarılan üzüm, baklagiller, kestane, kavanozlarda meyve ve ekmek kalıntıları Napoli Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
- Bazilika – Mahkeme ve ticari işlemlerin yürütüldüğü yer, kentin en büyük binası.
- Tahıl Ambarları – Adından da anlaşılacağı gibi, kentin gıda pazarı işlevini görüyordu — tahıl ve sebze satışının yapıldığı bir alandı.
- Eumachia Binası – Tekstil tüccarlarının (fullones) loncasına ait büyük bir yapı. Çeşitli küçük tapınaklar (Vespasianus Tapınağı, Lares Tapınağı) ve belediye binaları (comitium, duumvirler için ofisler).
2. Faun Evi (Casa del Fauno)
Kentin en zengin ve en görkemli özel yapılarından biridir. Adını, giriş atriumundaki fıskiyenin ortasında dans eder pozisyonda duran küçük bronz faun (satir) heykelinden alıyor.
Kapıdan içeri girer girmez ayaklarınızın altında, kırmızı-beyaz mermer taşlarla döşenmiş bir mozaik görürsünüz. Üzerinde Latince “HAVE” yazısı var — “sana selam olsun” / “hoş geldin” anlamına geliyor.
Evdeki en ünlü eser Büyük İskender Mozaiğidir. Çalışma odasının zeminini süsleyen bu mozaik, Büyük İskender’in Pers Kralı III. Darius’a karşı verdiği mücadeleyi betimliyor. MÖ 120-100 yıllarına tarihleniyor ve muhtemelen kayıp bir Helenistik döneme ait tablonun (Eretrialı Philoxenos’a atfedilen) mozaik uyarlaması olduğu düşünülüyor. 1831’de bulunup 1843’te Napoli Arkeoloji Müzesi’ne taşındı — bugün evde gördüğünüz bir kopyası. Bu eser, antik dünyanın en önemli ve en çok incelenen sanat eserlerinden biri kabul ediliyor.
Atriumdaki İmpluvium’un (yağmur suyu havuzu) ortasında duran dans eden faun (satir) heykeli sadece dekoratif değil — araştırmacılara göre bu, evin sahibi olduğu düşünülen Satrii ailesine bir gönderme. “Satrii” ile “satir/faun” arasındaki ses benzerliği tesadüf değil, bir tür isim oyunu (aile armasına benzer sembolik bir seçim). Evde bulunan bir yazıtta “D. Lucretti Satrii” adı geçiyor; hatta bazı araştırmacılar bu ailenin bir atasının Büyük İskender’in Asya seferine katılmış olabileceğini, bu yüzden Alexander Mozaiği’nin seçiminin de rastgele olmadığını öne sürüyor. Ama bu teori kesin değil — evin Ptolemaik Mısır’la (Alexandria) bu kadar güçlü sembolik bağları olması, bazı tarihçilerin başka/ek bir sahip ihtimalini de gündeme getirmesine yol açıyor.
Kısacası sahiplerinin kimliği kesin olarak bilinmese de, böylesine lüks bir yapı ve içindeki sanat eserleri, muhtemelen zengin tüccarlar ya da önemli bir siyasi aileye ait olduklarını göstermektedir.
3. Trajik Şair Evi (Casa del Poeta Tragico)
Ev, içindeki bir mozaikte betimlenen bir tiyatro sahnesinden (bir koro şefi/choregos ve trajedi oyuncularının prova yaptığı sahne) dolayı bu adı almış. Aynı zamanda “Homerik Ev” veya “İlyada Evi” olarak da anılıyor çünkü duvarlarındaki freskler ağırlıklı olarak Homeros’un İlyada’sından sahneleri konu alıyor.
Girişte yer alan zemine işlenmiş, boynunda zincir olan hırlayan bir köpek betimlemesi ve altında “CAVE CANEM” (“Köpekten sakının”) yazısı evin ünlü olmasının önemli sebeplerinden biridir. Pompeii’de başka evlerde de benzer “cave canem” mozaikleri bulunmuş, ama buradaki en ünlüsüdür.
Burada bulunan ünlü fresk & mozaikler:
- İphigeneia’nın Kurban Edilişi — Agamemnon’un kızı İphigeneia’nın feci akıbetini konu alan, peristildeki bir mekânda bulunan ünlü fresk.
- Atriumda Helen, Hera ve Zeus, Akhilleus ve Briseis gibi İlyada’dan sahneler.
- Triclinium’da Theseus’un Ariadne’yi Terk Edişi.
- Tablinum zemininde, evin adını veren tiyatro mozaiği (54×54 cm boyutunda, satirlerin sahne arkasında prova yaptığı sahne).
4. Dioskori Evi (Casa di Dioskori)
Ev giriş koridorunda bulunan, Dioskurlar — yani Yunan mitolojisinin ünlü ikiz kardeşleri Kastor (Castor) ve Polluks (Pollux) — betimleyen bir çift fresk nedeniyle bu adı almıştır. Bu yüzden ev bazen “İki Kardeşler Evi” (Casa de’ due fratelli) olarak da anılıyor. Orijinal freskler günümüzde Napoli Arkeoloji Müzesi’nde korunuyor.
Ev, aslında üç ayrı evin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Evde ayrıca tablinum (çalışma/kabul odası) yer alıyor; bunun her iki yanında birer oda var. Sağdaki odada, Adonis’in doğumu ve Scylla’nın babası Nisus’un büyülü saçını Kral Minos’a vermesi gibi mitolojik sahneleri betimleyen freskler bulunmuştur.
Ev, bahçe duvarlarında da zengin resimlere sahipti; ne yazık ki zamanla bu resimler neredeyse görünmez hale gelmişti — ama 19. yüzyıl ziyaretçilerinin yaptığı çizimler sayesinde nasıl göründükleri belgelenmiş durumdadır.
5. Vetti Evi (En ünlü Villa)

Pompeii’nin en ünlü evlerinden biri olan Vettii Evi, azat edilmiş köle kardeşlere (Aulus Vettius Restitutus ve Aulus Vettius Conviva) aitti. Özgürlüklerine kavuştuktan sonra şarap ticaretinde büyük servet yapmış, sonra toplumsal statü kazanmışlardı. Restitutus, kamu oyunlarından ve binalardan sorumlu bir yönetici (aedile) adayıyken; Conviva, tanrılaştırılmış Augustus kültünün rahibi (Augustalis) unvanına sahipti.
MS 62 depreminden sonra, zengin eski sahipleri evi terk edince, Vettii kardeşler burayı satın aldı — yani ev, “yeni zenginlerin” bir statü simgesiydi.
Giriş kapısının hemen yanında, bereket tanrısı Priapos‘un devasa cinsel organını bir terazide bir para kesesiyle tarttığı ünlü fresk ev sahiplerinin zenginliğini ve refahını sembolize ediyordu. Evdeki freskolar Roma resim sanatının en önemli örnekleri arasındadır. Mitolojik sahnelerde Ixion’un cezalandırılması, Pentheus’un parçalanışı ve Dionysos kültü gibi dramatik hikâyeler işlenmiştir.
6. Lupanare
Pompeii’de en çok ziyaret edilen yerlerden biridir ve bir genelevdir. “Lupanar” adı Latince “lupa” (dişi kurt) kelimesinden geliyor — bu, antik Roma’da fahişeler için kullanılan argo bir terimdi.
Arkeologlara göre burası aynı zamanda bir tür sosyal buluşma noktasıydı — çevresindeki duvarlarda spor turnuvaları, siyasi propaganda ve gündelik dedikodulara varan çok çeşitli grafiti bulundu; bu da binanın etrafında yoğun bir yaya trafiği olduğunu gösteriyor.
İki katlı, oldukça mütevazı bir bina; toplam 10 odadan (cubicula) oluşur. Alt kattaki odalar küçük, taş yataklarla (üzerine minder serilirdi) donatılmış; kapıları var ama pencereleri yok, sadece yüksekte küçük parmaklıklı bir açıklık ışık alıyordu. Üst kat biraz daha genişti ve bir balkonu vardı — muhtemelen daha varlıklı müşteriler veya “üst düzey” hizmet için ayrılmıştı.
Kapı üstlerinde, erotik sahneler betimleyen küçük freskler yer alıyor. Araştırmacılar bunların, sunulan hizmetleri gösteren bir tür “menü” işlevi gördüğünü düşünüyor.
Burada 150’den fazla grafiti tespit edildi — bu, binanın bir genelev olarak tanımlanmasında kullanılan kanıtlardan biriydi. Müşterilerin deneyimlerini övdüğü yazılar, fiyat bilgileri (fiyatlar kapı yanlarında belirtiliyordu) ve hatta ölüm ilanları gibi çok çeşitli içerikler bulunmaktadır. Örneğin bir yazıda “Lucius burada canının istediğini yaptı” tarzında bir övünme cümlesi, başka birinde ise “parfümcü Fabius bu işte en iyisidir” gibi bir tür reklam/övgü ifadesi yer alıyor.
Kentteki basalt taş döşeli yollarda, Lupanare’ye giden yönü gösteren fallus oymaları da tespit edildi. İlginç bir detay ise Pompeii’de duvar yazısı yazmak sadece belirli bir kesime özgü değildi — kadınlar, çocuklar, işçiler ve köleler de bu “grafiti kültürüne” katılıyordu.
Roma hukukunda fuhuş yasaldı ama toplumsal olarak damgalanmıştı — bu işte çalışan kadınlar (genellikle köle ya da azat edilmiş, ya da yoksul özgür kadınlar) “infamia” denen kalıcı bir toplumsal lekeye maruz kalırken, müşteri erkekler için herhangi bir toplumsal yaptırım söz konusu değildi.
1862’de bina ilk kazıldığında, taş yatakların bugün gördüğümüz çıplak haliyle değil, beyaz alçıyla sıvanmış ve kırmızı kurdelelerle süslenmiş halde olduğu görülmüştü — zamanla bu ince detaylar aşınıp kayboldu.
Lupanare, Pompeii’deki tek genelev değildi; kentte bundan başka daha küçük ölçekli genelevlerin de bulunduğu biliniyor
7. Terme Stabiane
Pompeii’nin en eski, en büyük ve en iyi korunmuş hamam kompleksidir. Kentin iki ana caddesinin — Via Stabiana ve Via dell’Abbondanza‘nın — kesiştiği noktada, oldukça merkezi bir yerde bulunuyor. Adını, yanından geçen Via Stabiana’dan alıyor.
Alan başlangıçta bir palaestra (spor/egzersiz alanı) olarak kullanılıyordu; kuzeyde tek tek küçük banyo odaları vardı. MÖ 125 civarı yerel bir yönetici, alanı resmi bir hamam kompleksine dönüştürdü.
Erkekler bölümü (üç farklı sokaktan giriş imkânı):
- Geniş bir palaestra (spor alanı), yüzme havuzu (natatio) ve bahçe nymphaeumları (süslü çeşmeler) ile
- Apodyterium (soyunma odası) – Duvarlarda insanların eşyalarını koyduğu gözler (nişler) var; bu gözlerin ahşap kapakları olduğu biliniyor, tabii zamanla bu ahşap kısımlar çürüyüp yok olmuş. Buradan ılıklık (tepidarium) ve sıcaklık (caldarium) bölümlerine geçiliyor.
- Frigidarium (soğuk su havuzlu oda)
- Tepidarium (ılık oda, ortak daldırma havuzuyla)
- Caldarium (sıcak oda, soğuk su leğeni ve daldırma havuzuyla)
- İki laconicum (kuru buhar/sauna odası)
Kadınlar bölümü (iki ayrı sokaktan giriş):
Daha mütevazıdır. Sadece apodyterium (geçici soğuk su havuzuyla), tepidarium ve caldarium’dan oluşur.
Hypocaust sistemi – sıcak havanın zemin altından dolaşarak odaları ısıttığı bu düzenek, aslında bilinen ilk hypocaust uygulamalarından biri olarak kabul ediliyor; yani Stabia Hamamları sadece büyüklüğüyle değil, mühendislik açısından da bir öncü niteliği taşıyor.
Duvarlardaki dekorasyon, kireç, kum ve mermer tozu karıştırılarak elde edilen alçı-stuko kaplamalarla yapılmış. Bu kaplamalarda Kupitler (aşk tanrıları/Cupidler) ve Erosların yanı sıra Nereidler (deniz perileri) ve çeşitli mitolojik varlıklar betimleniyor — hamamın su ile olan doğal ilişkisi, dekorasyonda deniz temalı figürlerin seçilmesinde belirleyici olmuş.
Son olarak, hamamların Roma toplumundaki yerine değinmek gerekirse: burası bir tür sosyal eşitlik alanıydı. En yoksul kesim hariç, hemen herkes hamama gidiyordu — bu da zengin ile fakirin aynı mekânda bir araya gelip kaynaşmasını sağlıyordu. Yani hamamlar, Romalılar için sınıf farklarının bir nebze eridiği, toplumsal kaynaşmanın yaşandığı nadir alanlardan biriydi.
8. Thermopolium (Termopolyum)
Antik Roma’nın “fast food” büfesi — adı Yunanca thermos (sıcak) ve poleo (satmak) kelimelerinden gelmaktedir.
Dükkânın ön kısmı sokağa açıktı, gün sonunda ahşap kepenklerle kapatılırdı. Sokağa bakan bir tezgâh vardı; müşteriler dükkâna girmeden sipariş verebiliyordu. Tezgâhın içine gömülü dolia (büyük toprak küpler) bulunuyordu — bunların içinde meyve, kuruyemiş, baklagiller, ekmek, kek, sıcak yemekler ve şarap (özellikle calida denen bir tür sıcak/baharatlı şarap) satılıyordu. Bazılarında oturma alanı, hatta asma çardaklı bir bahçe bile vardı. Tezgâhlarda genellikle satılan yiyecekleri (kümes hayvanları, ördekler gibi) betimleyen renkli freskler bulunurdu.
En ünlü örnekler:
- Regio V Termopolyumu (2020’de tamamen ortaya çıkarıldı) — son yılların en dikkat çekici keşfi. Tezgâhında sekiz dolia var; freskte ördek, horoz ve tasmalı bir köpek betimleniyor. Küplerde domuz, keçi, balık, ördek ve kara salyangozu kalıntıları bulundu — hatta bazı malzemelerin bir tür “Roma paellası” gibi birlikte pişirildiği anlaşıldı.
- Asellina Termopolyumu (1911’de bulundu) — kentin en işlek caddesi Via dell’Abbondanza üzerinde. Cephesine kazınmış yazıtta üç kadın çalışanın adı geçiyor: Aegle, Maria ve Zmyrina. Kazıda neredeyse tüm mutfak eşyaları (tabak, kupa, testi, bronz ve cam kaplar) sağlam bulundu; üst katta misafir odaları da vardı — yani hem yeme-içme hem konaklama hizmeti veriyordu.
- Vetutius Placidus Termopolyumu — yine Via dell’Abbondanza üzerinde, evinin zemin katında. Arka duvarında Merkür (ticaret tanrısı) ve Dionysos’un (şarap tanrısı) betimlendiği bir lararium (ev tanrıları sunağı) var. Bir küpte 6,6 kilo değersiz sikke bulunmuş — muhtemelen sahibi patlama sırasında kaçarken geride bırakmış.
9. Via dell’Abbondanza & Yaya Geçitleri
Kentin ana doğu-batı caddesi Via dell’Abbondanza isimli caddedir ve antik dönemde sadece “decumanus” olarak biliniyordu. Modern adı, House of the Centenary’deki bir freskte betimlenen “Abundantia” (Bolluk) figüründen geliyor. Yaklaşık 900 metre uzunluğundaki cadde batıda Forum’dan başlayıp doğuda Porta Sarno’ya kadar uzanmaktadır.
Ekmek, şarap, zeytinyağı ve hazır yemek satan sayısız dükkân buradaydı. Duvarlarında siyasi seçim sloganları (programmata) dükkân sahiplerinin desteklediği adaylar için yazılmış yazılar hala görülmektedir.
Pompeii’nin caddeleri, aynı zamanda bir tür atık su ve yağmur suyu drenaj kanalı işlevi de görüyordu — sokaklar sürekli akan suyla (ve bazen çöp/pisliğin karışmasıyla) kaplı olabiliyordu. Yayaların, özellikle o dönemin uzun cübbe/toga gibi kıyafetleriyle bu suyun içinden geçmek zorunda kalmaması için, kaldırımdan kaldırıma büyük, düz, yükseltilmiş taşlar yerleştirilmişti. Bu sayede insanlar ayaklarını ıslatmadan karşıya geçebiliyordu.
Bu taşların en akıllıca yanı, aralıklarının standart bir Roma arabasının teker genişliğine göre ayarlanmış olması. Yani atlı arabalar bu taşların arasından geçip yollarına devam edebiliyordu — hem yaya hem de taşıt trafiği aynı anda, birbirini engellemeden kullanılabiliyordu. Bugün bu taşların yanındaki derin oyuklar (chariot ruts/teker izleri), yüzyıllar boyunca geçen arabaların bıraktığı aşınma izleridir.
Bu geçitler kentin hemen her yerinde bulunuyordu — küçük ara sokaklarda tek taşlı basit versiyonlardan, büyük kavşaklarda birden fazla taşın yan yana dizildiği geniş geçitlere kadar farklı boyutlarda örnekler vardır.
Via Stabiana ile Via dell’Abbondanza kesiştiği kavşakta birden fazla taş yan yana dizilmiş geniş bir geçit vardır. Burası kentin en işlek noktalarından biri olduğu için hem taş sayısı hem de teker izlerinin derinliği en belirgin olanlardan biridir. Forum Hamamları yakınındaki kavşak (Via delle Terme ile Via del Foro kesişimi) da sıkça gösterilen bir başka örnektir.
10. Tiyatro Kompleksi
Teatro Grande (Büyük Tiyatro), kökeni MÖ 2. yüzyıla (bazı kaynaklara göre MÖ 3-2. yüzyıl arası) dayanan tiyatro, MS 62 depreminden sonra ve Augustus döneminde önemli yenilemelerden geçmiştir. Kaynaklara göre değişmekle birlikte 3.100-5.000 kişi arasındadır.
Odeon (Teatro Piccolo / Küçük Tiyatro), Antik dönemde “theatrum tectum” (çatılı tiyatro) olarak da biliniyordu — dört eğimli kiremitli bir çatısı vardı, bu da onu Büyük Tiyatro’dan ayıran temel özellikti. MÖ 80-75 civarında, Pompeii Roma kolonisi olduktan kısa süre sonra inşa edildi. İnşaatı, aynı zamanda Amfitiyatro’nun da yapılmasını sağlayan iki yerel yönetici — Marcus Porcius ve Caius Quinctius Valgus — tarafından finanse edildi. Yaklaşık 1.000-1.500 kişi kapasitesi vardır. Müzik konserleri, şiir dinletileri ve dönemin en popüler tiyatro türü olan mim (pandomima) gösterileri için kullanılıyordu. Kapalı olması, sesin daha iyi yankılanmasını sağlıyordu.
11. Menander Evi
Ev peristilin (avlunun) güney tarafındaki küçük bir odada bulunan, ünlü Yunan komedi yazarı Menander‘i betimleyen iyi korunmuş bir fresk nedeniyle bu adı almıştır.
Girişte bulunan bir mühür ve grafitiler, evin Quintus Poppaeus (Sabinus) adlı birine ait olabileceğini gösteriyor — bu kişinin, İmparator Nero’nun ikinci eşi Poppaea Sabina ile akraba olabileceği düşünülüyor. Ama ev sahibinin milliyeti/kimliği konusunda kesinlik yok; Pompeii’nin Akdeniz ikliminin zengin Romalıları tatil villası olarak buraya çektiği düşünülürse, MS 79’daki sahibinin yerel biri değil, zengin bir “turist” de olabileceği ihtimali gündemdedir.
Ev alışılmadık biçimde iki atriuma sahiptir. Peristilin güneybatı köşesinde kendine ait özel bir hamam bulunuyor; bu o dönem için büyük bir lüks göstergesiydi. Evin dışında bir bank bulunuyor — bu, ev sahibinin bir patronus (himaye eden/koruyucu) olduğunu, sabahları müşterilerinin (clientes) onu görmek için burada beklediğini gösteriyor.
Duvarlarda İlyada ve Odysseia‘dan sahneler, Nil temalı ve deniz manzaralı tasvirler var. Lararium‘un (ev tanrıları sunağı) yanındaki odada, Truva Savaşı‘ndan esinlenen üçlü bir kompozisyon dikkat çekiyor: solda Kassandra‘nın Odysseus tarafından kaçırılmaya direnişi, ortada Kassandra’nın Truvalıları tahta atı içeri almamaları için ikna etmeye çalışması, sağda ise Laokoon ve oğullarının bir yılan tarafından boğularak öldürülmesi.
Evde, Nil Nehri temalı bir mozaikte cüce (pigme) figürleri betimleniyor — bu figürler kasıtlı olarak grotesk, kısa bacaklı, büyük kalçalı ve büyük başlı çizilmiş; küçük teknelerle Nil’de dolaşırken gösteriliyorlar. Bu, dönemin Pompeii sanatında oldukça popüler bir temaydı.
Ev aynı zamanda “House of the Silver Treasure” (Gümüş Hazineli Ev) olarak da anılıyor — çünkü kazılarda evin hamam/bahçe bölümündeki bir sandıkta, muhtemelen sahiplerinin patlama sırasında saklamaya çalıştığı, 118 parçadan oluşan muhteşem bir gümüş eşya koleksiyonu (tabak, kupa, kaşık gibi) bulundu. Bu koleksiyon, Roma döneminin en önemli gümüş buluntularından biri kabul ediliyor ve bugün Napoli Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
12. Pompeii Amfitiyatrosu
Dünyada günümüze ulaşan en eski taş Roma amfitiyatrosudur. Roma’daki Kolezyum’dan yaklaşık 150 yıl daha eskidir. MÖ 70 civarında (Pompeii MÖ 80’de Roma kolonisi olduktan kısa süre sonra) inşa edildi.
O döneme kadar amfitiyatrolar ahşaptan yapılırdı; Pompeii’ninki, taştan inşa edilen ilk kalıcı amfitiyatro olma özelliğine sahip. O zamanlar “amphitheatrum” terimi henüz kullanılmıyordu — yapı “spectacula” olarak biliniyordu.
Kapasitesi yaklaşık 20.000 seyircidir. Bu, kentin kendi nüfusundan bile fazlaydı, yani sadece Pompeiililer değil çevre kasabalardan gelenler de buraya akın ediyordu. Öyle ki kentin güneydoğu köşesinde, Sarno Kapısı yakınında konumlandırılmıştı. Böylece sadece Pompeiililer değil, komşu kentlerden gelen büyük kalabalıklar da rahatça ulaşabiliyordu.
Arena, gladyatör sahnelerinin betimlendiği fresklerle süslü bir korkulukla seyirci alanından ayrılıyor; üst kısımda hâlâ okunabilen yazıtlarda, tribünlerin yapımını finanse eden yöneticilerin adları geçmektedir.
Amfitiyatroda yaşanan en ünlü olay MS 59 Nuceria Ayaklanması‘dır. Bir gladyatör gösterisi sırasında Pompeiililer ile komşu kent Nuceria’dan gelen seyirciler arasında sözlü bir tartışma başladı, olay kısa sürede silahlı, kanlı bir kavgaya dönüştü. Tarihçi Tacitus‘un aktardığına göre, bu olay üzerine Roma Senatosu (bazı kaynaklara göre İmparator Nero) Pompeii’de gladyatör oyunlarını 10 yıllığına yasakladı. Bu yasak sırasında hayvan avı gösterileri ve atletik yarışmalar gibi bazı etkinliklere izin verilmeye devam edildi.
Ayrıca 1971’de efsanevi rock grubu Pink Floyd, burada “Live at Pompeii” konser filmini boş bir amfitiyatroda, seyircisiz bir performans olarak çekti. 2016’da ise grubun gitaristi David Gilmour, MS 79’dan bu yana burada verilen ilk halka açık konserleri gerçekleştirdi.
13. Palestra Grande
Amfitiyatronun tam karşısında yer alan, Augustus döneminden kalma devasa bir spor ve eğitim kompleksidir. Adından da anlaşılacağı gibi bir palaestra — yani atletizm ve spor eğitimi alanıdır. Gladyatör antrenman alanı olarak kullanıldığı gibi İmparator Augustus tarafından desteklenen gençlik dernekleri/kulüplerinin (iuventus örgütleri) buluşma ve eğitim merkeziydi. Bunlar Roma’da genç erkeklerin fiziksel ve askeri eğitim aldığı, sivil kimlik kazandığı kurumlardı.
Burası, patlama anında kentte kalan birçok kişinin sığındığı, ama kurtulamadığı yerlerden biri oldu. Kazılarda doğu tarafındaki ilk kapının hemen dışında 14 iskelet, havuzun batı tarafında 17 kurban, latrine’de (tuvalet alanında) toplanmış 18 kurban ve batı portiko boyunca 4 kurban
bulundu. Bu, insanların açık, geniş bir alanın daha güvenli olacağını düşünerek buraya kaçtığını, ama piroklastik akımlardan kurtulamadığını gösteriyor.
Palestra Grande, 2026’nın başlarında kalıcı bir sergiye ev sahipliği yapmaya başladı: 22 tane en iyi korunmuş alçı kalıp burada, portikolar altında sürekli sergileniyor. Bu kalıplar, 1863’te Giuseppe Fiorelli’nin geliştirdiği yöntemle (küllerdeki boşluklara alçı dökülerek) yapılmış — kurbanların ölüm anındaki pozisyonlarını, yüz ifadelerini, hatta giysi detaylarını koruyor. Sergi ayrıca patlama sırasında insanlarla birlikte ölen hayvanlara, bitki ve gıda kalıntılarına da yer veriyor. Hem bilimsel bilgi vermek hem de kurbanlara bir “onur” ve insani bir yüz kazandırmayı amaçlıyor.
14. Antiquarium di Pompei
Ören yerinin içinde yer alan arkeoloji müzesidir. Ünlü arkeolog Giuseppe Fiorelli tarafından inşa edildi. O dönemde hem kentin gündelik yaşamını temsil eden buluntular, hem de Fiorelli’nin geliştirdiği yöntemle yapılan alçı kalıplar sergileniyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında bombardımanda ağır hasar gördü — bir galeri tamamen yok oldu, birçok buluntu kayboldu. 1980’de Napoli’yi vuran büyük deprem yüzünden tekrar kapandı — ve bu sefer 36 yıl boyunca kapalı kaldı. 25 Ocak 2021‘de tamamen yenilenerek, kalıcı bir müze olarak yeniden ziyarete açıldı.
Görülebilecek önemli eserler:
- Altın Bilezik Evi‘nden freskler
- Moregine Gümüş Hazinesi
- Menander Evi‘nin triclinium’undan (yemek odası) buluntular
- Orion Evi’nden Birinci Üslup stuko parçaları
- Sarno Nehri kıyısındaki balıkçılık faaliyetlerine dair kanıtlar (balık kemiğinden yapılma bir “miğfer” gibi ilginç objeler ve botanik örnekler)
- Son kazı kampanyalarında ortaya çıkarılan güncel buluntular
15. Villa of the Mysteries (POMPEII PLUS)
POMPEII PLUS ya da POMPEI AND OTHER SITES bileti ile ziyaret edebilirsiniz.
Pompeii’nin surlarının hemen dışında yer alan, dünya sanat tarihinin en gizemli ve en çok tartışılan freskine ev sahipliği yapan büyük bir kır villasıdır.
Villadaki en ünlü detay Dionysos Freski’dir. Muhtemelen bir triclinium yani yemek odasının 3 duvarını kaplamaktadır. Toplam 17 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde — gerçek boyutlarda figürler resmedilmiştir. Genel kabul gören yoruma göre, genç bir kızın Dionysos gizem kültüne inisiyasyonunu (kabul törenini) betimlemektedir. Sahnede kadın figürler, faunlar (satirler) ve mainadlar (Dionysos’un çılgın kadın müritleri) çeşitli ritüel eylemler içinde gösteriliyor. Merkez duvarda ise Dionysos’un kendisi, eşi Ariadne ile birlikte betimlenmiştir.
Sahnenin tam olarak neyi anlattığı konusunda akademik dünyada hâlâ tartışma var — bir düğün töreni mi, dini bir inisiyasyon mu, yoksa her ikisinin birleşimi mi olduğu net değil. Bu belirsizlik, freske adını veren “gizem” (mysteria) unsurunu oluşturuyor. Bazı araştırmacılara göre bu odalar, sadece kadınlardan oluşan bir Bakhos kültü (thiasos) üyelerinin gizli ayinlerini yaptığı, dışarıdan kimsenin görmesine izin verilmeyen mahrem bir mekândı.
16. Villa of Diomedes (POMPEII PLUS)
POMPEII PLUS ya da POMPEI AND OTHER SITES bileti ile ziyaret edebilirsiniz.
Villa dei Misteri’ye giden yolun hemen üzerinde yer alan Villa dei Diomede, girişinin tam karşısındaki mezar anıtı Marcus Arrius Diomedes‘e ait olduğu için bu adı almıştır. Ama bu kişinin gerçekten villanın sahibi olup olmadığı kesin değil, sadece yakınında gömülü olduğu için isim ona verilmiş.
Pompeii’de kazılan ilk yapılardan biridir. Bu erken tarih, villayı 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında Avrupa’dan gelen aristokrat gezginlerin (Grand Tour seyyahlarının) en sık ziyaret ettiği ve en çok çizdiği/resmettiği yerlerden biri haline getirdi.
Yaklaşık 3.500 m², iki kat üzerine kurulu bir villa suburbana (şehir dışı villa) idir. Villa’da toplamda 36 kişinin kalıntısı bulundu. En ünlü ve en dokunaklı grup, alt kattaki kriptoportikoda (kapalı, yarı gömülü galeri) keşfedildi: burada, muhtemelen villanın efendisi ile birlikte, çoğu kadın olan 18 kişilik bir grup bulundu — bu kadınların üzerlerinde hâlâ takıları vardı, bu da onların kaçarken bile mücevherlerini yanlarına almayı ihmal etmediğini gösteriyor. Anlatıya göre bu kişiler, patlamadan kaçmaya çalışırken piroklastik akım veya küllerin altında kalarak can vermişlerdi.

