Latin şair Ovidius‘un ölümsüz eseri Metamorfozlar (Dönüşümler), tanrıların, insanların, hayvanların ve bitkilerin birbirine dönüştüğü büyülü bir evreni anlatır. On beş kitap boyunca yüzlerce dönüşüm hikayesi birbirine bağlanır; ama bunların hiçbiri Daphne ve Apollon mitinin bıraktığı iz kadar kalıcı olmamıştır.
Bu öykü, sadece “Yunan mitolojisi” denince akla gelen ilk hikayelerden biri olmakla kalmaz — kovalamaca, tutku ve kaçışın en çarpıcı örneği olarak yüzyıllar boyunca sanatçıları da büyülemiştir. Bernini’nin Roma’daki ünlü mermer heykeli Apollo e Dafne, Daphne’nin bedeninin an be an ağaca dönüştüğü o donmuş sahneyi taş üzerinde ölümsüzleştirir. Tiziano’dan Waterhouse’a kadar birçok ressam da bu sahneyi tuvale taşımıştır.
Ama mitin etkisi sanatla da sınırlı değil: Daphne’nin dönüştüğü defne ağacı, antik Roma’dan bugüne zaferin, şiirin ve akademik başarının simgesi haline gelmiştir. Bu öykünün izleri hâlâ günlük dilimizde ve kültürümüzde yaşamaya devam etmektedir.
İçerik
Daphne ve Apollon
Apollon (Phoebus), küçük Eros‘u (Cupido) yay ve okla görünce alay eder. Ona böyle “ciddi” silahların yakışmadığını söyler. Eros ise buna karşılık, Apollon’un okunun her şeyi vurabileceğini ama kendi okunun Apollon’u vuracağını söyleyerek meydan okur.
Böylece Eros, sadağından iki farklı ok çıkarıp, aşık eden altın oku Apollon’a, aşktan tiksindiren kurşun oku ise ırmak tanrısı Peneus’un kızı Daphne’ye atar. Apollon aşk ile tutuşur. Daphne anında aşktan nefret eder; Diana gibi bakire kalmayı seçer, ormanlarda avla vakit geçirir, saçını özensizce bağlar, tüm talipleri reddeder ve babasının defalarca damat/torun isteğine karşı ona sarılıp sonsuza dek bakire kalmasına izin vermesi için yalvarır. Babası Peneus da razı olur.
Ne var ki Apollon onu görür görmez tutkuyla dolar. Saçını, gözlerini, dudaklarını, ellerini, kollarını, omuzlarını hayranlıkla seyreder; görünmeyen kısımlarının daha da güzel olduğunu düşünür. Daphne ondan kaçmaya çalışırken Apollon kendisini açıklamaya çalışır. Kimden kaçtığını bilmelidir. Sıradan bir çoban değildir Apollon. Babasının Jüpiter olduğunu, kehanetin, müziğin ve tıbbın tanrısı olduğunu anlatır. Ama tüm bu güçlere rağmen kendi kalbindeki aşk yarasını iyileştiremediğini, tıbbın bile aşka çare olamadığını itiraf eder.
Daphne bu sözleri dinlemeden kaçmayı sürdürür. Rüzgar saçlarını ve giysilerini savurarak onu daha da güzelleştirir. Apollon artık yalvarmayı bırakıp doğrudan kovalamaya başlar. Gücü tükenen Daphne, babası Peneus’a (bir ırmak tanrısı olarak) seslenir: Ya toprağın onu yutmasını ya da güzelliğini yok ederek bu çekiciliğinden kurtulmasını ister. Duası biter bitmez dönüşüm başlar ve olduğu yerde “defne ağacına” dönüşür.
Apollon şaşkınlıkla gövdeye dokunur ve kabuğun altında kalbin hâlâ attığını hisseder. Dalları sanki uzuvlarmış gibi kucaklar, ağaca öpücükler verir ama ağaç ondan kaçınır gibidir. Bunun üzerine Apollon, periyi karısı yapamacağı için onu kutsal ağacı yapar. Roma zafer alaylarında ve kendi saçlarında sonsuza dek onu taşıyacaktır. [Ovidius, Metamorfozlar]
Mitin Coğrafyası
Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı bugünkü Defne ilçesi, doğrudan bu efsaneden ismini almıştır.
Antik dönemde, bugünkü Hatay’ın merkezi olan Antakya (Antiochia) kentinin yakınında, “Daphne” (Yunanca: Δάφνη) adıyla bilinen ünlü bir kutsal alan/koru bulunuyordu. Bölge bol su kaynaklarıyla, defne ağaçlarıyla ve yeşilliğiyle ünlüydü. Antik kaynaklara göre (özellikle Hellenistik ve Roma dönemi yazarları), Apollon’un Daphne’yi kovaladığı ve nympha’nın defne ağacına dönüştüğü yerin burası olduğuna inanılırdı. Burada Apollon’a adanmış büyük bir tapınak ve kutsal koru inşa edilmişti; bölge, antik dünyada önemli bir dini/turistik merkez haline gelmişti.
Feminist Bir Okuma: Hayır, Hayırdır
Daphne, kimseyle birlikte olmak istemeyen bir kadın. Apollon ise gücün, kudretin, “istediği her şeyi elde etmenin” simgesi olan bir erkek — ta ki Daphne tarafından reddedilene kadar.
Ve işte tam burada, binlerce yıl öncesine ait bu mit, bugün bile tanıdığımız bir zihniyeti gözümüze sokuyor: Çok fazla erkek “hayır”ın “hayır” olduğunu kavrayamıyor. Bunu bir aşk oyunu sanıyor. Beğendiği kadının peşinden yeterince koşarsa, o “hayır”ı er ya da geç “evet”e çevirebileceğine inanıyor. Tıpkı Apollon gibi.
Apollon’un stratejisi tanıdık geliyor mu? Önce statüsünü öne sürüyor — kimin oğlu olduğunu, ne büyük başarılara imza attığını sıralıyor. Sanki kadının “hayır”ı bir bilgi eksikliğinden kaynaklanıyormuş gibi; “beni tanısan reddetmezdin” mantığı. Bu işe yaramayınca ise geri çekilmiyor, tam tersine zorla elde etmekte bir sakınca görmüyor. Daha da vahimi: bu kovalamacadan zevk alıyor. Kadın kaçarken, korkarken, çaresizleşirken bile onun gözünde daha güzelleşiyor. “Kaçan kovalanır” derler ya — belki de bu deyimin kökü, tam da bu miti kadar eskiye uzanıyor.
Daphne sonunda tükeniyor. Elinde son bir çare kalıyor: bir otorite figürüne, babasına sığınmak. Ondan kendisini yok etmesini istiyor. Oysa babası bir tanrı — isterse Apollon’a engel olabilir, kızını gerçekten koruyabilir. Ama yapmıyor. Onun yerine kızını bir ağaca dönüştürüyor: sessiz, sabit, hareketsiz. Yani kızını sonsuza dek susturuyor.
Ve Apollon, kadını istediği şekilde “elde edememiş” olsa da, yine de kazanıyor. Çünkü artık karşısında ona itiraz edemeyen, kaçamayan, sadece orada duran bir varlık var. Kabuğun altında bir kalbin çarptığını bile bile ona dokunuyor, öpüyor, onu saçında, lirinde, sadağında sonsuza dek taşıyacağını söylüyor. Rızası olmayan bir bedene sahip olmak, ona göre bir sorun değil — bir onur.
Bu hikayeyi her okuduğumda tüylerim diken diken oluyor. Çünkü bu bize bir “aşk hikayesi” olarak pazarlanıyor ama aslında anlattığı şey çok başka: Ataerkiye, “istediğini yapabilirsin” diyen bir meşrulaştırma mekanizması. Reddedilen erkek, bunu kabullenmek yerine sınırları zorluyor; önce ikna etmeye çalışıyor, olmayınca zorla almaya kalkışıyor ve bu süreçten keyif bile alıyor. Yardım için babasına sığınan kadının sesi ise —tam da onu koruması gereken kişi tarafından— sonsuza dek kısılıyor.
Ve bu noktada kendime sormadan edemiyorum: Bu, Anadolu’da hâlâ karşılaştığımız bir hikaye değil mi? Tecavüze uğrayan kadının, “namus temizlensin” diye failiyle evlendirilmesi hikayesi? “Hayır” diyen kadın. Sınırı ihlal eden erkek. Babasından yardım bekleyen kız evlat. Ve sonunda sesi yok olmuş, kabuk bağlamış, artık kendisi olmaktan çıkmış bir insan.
Hayır ama Apollon, Daphne’ye çok âşık. Onu ağaçken bile çok mutlu edecek.


