Herodot İskitleri Nasıl Anlattı?

İskit Altın Eserleri
Share the article 👇

Antik dönemlerle ilgili birçok bilgiye Herodot‘un Tarih kitabından ulaşırız. Savaşçı ve göçebe bir kavim olarak İskitlerden de sıklıkla bahseder. Bu makalede Herodot’un İskitler hakkında anlattığı tüm hikayeleri inceleyeceğiz ve çıkarımlar yapacağız.

Medler ile Lidya Arasında Bir Savaşa Sebep Olurlar

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Med Kralı Kyaxares, kendisine sığınan bir grup göçebe İskitlere kapılarını açar. Onlara o kadar güvenir ki, Medli genç çocukları okçuluk ve dil öğrenmeleri için bu İskitlerin yanına verir. İskitler her gün ava çıkıp saraya et getirmektedir. Bir gün Skythler avdan elleri boş dönerler. Zaten sert ve huysuz bir adam olan Kyaxares, onlara ağır hakaretler eder. Gururları kırılan İskitler yanlarına verilen Medli çocuklardan birini öldürüp parçalarlar. Çocuğun etini tıpkı bir av hayvanı gibi pişirip Kyaxares’in sofrasına sunarlar. Kyaxares ve konukları, ne yediklerini bilmeden bu eti yerler.

İskitler bu vahşetten hemen sonra Lidya’nın başkenti Sardes’e, Kral Alyattes’e (Kroisos’un babası) sığınırlar. Kyaxares durumu öğrenince İskitlerin iadesini ister ancak Alyattes bunu reddeder. Bu durum, Lidya ve Med imparatorlukları arasında beş yıl sürecek olan büyük bir savaşa yol açar. Savaşın altıncı yılında, tam çarpışma sırasında hava aniden kararır (Thales’in önceden haber verdiği ünlü Güneş Tutulması). İki ordu da bunu tanrısal bir işaret sayıp korkar ve barış yapmaya karar verirler. Barışı pekiştirmek için Alyattes’in kızı (Kroisos’un kız kardeşi) Aryenis, Kyaxares’in oğlu Astyages ile evlendirilir. Böylece Lidya Kralı Kroisos ile Med Kralı Astyages kayınbirader olurlar.

Bu metinde en dikkat çekici olay Medli gençlere okçuluk ve dil öğretmeleridir. Ayrıca kanibalizm yani insan eti yedirerek intikam almaları da dikkate değerdir. Yunan Mitolojisinde sıklıkla intikam için erkek evladın etini yedirme teması işlenmiştir.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: Yunan Mitolojisinde Kanibalizm

Androjen Şamanlar Enareeler

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

İskitler, Kafkas Dağları’nı aşarak Media üzerinden bütün Asya’ya yayılırlar ve Medleri yenerek bölgeyi 28 yıl boyunca haraca bağlarlar. Hızlarını alamayıp Mısır’a yönelirler ancak Mısır Kralı Psammetikos onları hediyeler ve ricalarla durdurup geri dönmeye ikna eder. Geri dönüş yolunda, Suriye’nin Askalon kentindeki en eski Aphrodite (Astarte) tapınağını yağmalayan bir grup İskit, tanrıçanın gazabına uğrar. Tanrıça onları babadan oğula kadına dönüştürmüştür. Bu adamlar ve soyları, erkekliklerini yitirerek kadın gibi yaşamaya başlar. İskitler onları Enaree olarak anar. Herodot, bu durumun İskitya’yı gezen yolcular tarafından hala gözlemlenebildiğini belirtir.

Bu hikayedeki ilgi çekici nokta İskitlerin bir süre Med topraklarına hükmetmesidir. Diğer önemli nokta ise androjen (kadınsı) şamanlarının nasıl oluştuğuna dair efsanevi bir hikaye anlatmasıdır.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: İskit Şamanları: Anaryalar

İskit Kolu Olan Massagetler

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Massagetlerin İskit soyundan gelmiş olabileceğini belirtir. Çünkü giyinişleri ve yaşam tarzları İskitlere benzer. Atlı veya yaya, okla veya kargıyla savaşırlar. Coğrafyalarında demir ve gümüş bulunmadığı için silahlarını tamamen bakır ve altından imal eder; mızrak ve ünlü savaş baltaları olan “sagaris” bakırdan yapılırken, miğferler ve at takımları altınla süslenir. Sosyal hayatlarında kadın ve erkek ilişkileri oldukça serbesttir. Her ne kadar her erkeğin bir eşi olsa da kadınlar ortak kabul edilir ve bir erkek bir kadını arzuladığında ok torbasını kadının arabasına asarak bu niyetini ilan eder.

Massaget toplumunda en yüksek “mutluluk” ve onur, yaşlanınca kurban edilip etinin yakınları tarafından yenilmesidir; hastalıktan ölenler ise yenmedikleri için şanssız sayılır ve toprağa gömülürler. Tarım yapmayan, sadece hayvancılık, balıkçılık ve sütle geçinen bu halkın dinsel dünyasında ise tek ilah Güneştir. “Ölümlülerin en hızlısı olan atı, tanrıların en hızlısı olan Güneş’e adamak” felsefesiyle, tek tanrılarına en değerli varlıklarını kurban ederler. Massagetlerin en ünlü kraliçesi Tomris’tir ve Pers kralı Kiros‘u mağlup eder.

Burada İskitlerin ata çok önem veren göçebe hayat tarzları hakkında önemli bilgiler verilir. Kadın-erkek ilişkileri serbesttir. Öldükten sonra gömme ritüelleri nadirdir. Ayrıca demir olmadığından silahları bakır veya altından.

İskitler İç Savaşta

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Asya seferi sırasında yirmi sekiz yıl evlerinden uzak kalan İskit erkekleri, geride kalan İskit kadınları kör kölelerle ilişki kurmuş ve bu birlikteliklerden savaşçı bir genç nesil yetişmiştir. İskitler içkileri olan sütü elde etmek için kölelerin gözlerini oyarlar. Flüte benzeyen bir kemik boruyu kısrağın döl yatağına sokup ağızları ile üflerken ötekileri sağdıkları sütü tahta fıçılara boşaltır. Sonra kör köleler sütü dövüp üstte kalan kaliteli sütü alırlar. İşte bu kölelerle İskit kadınlarından yetişen yeni gençlik İskitlerin karşısına çıkar. Bir hendek kazıp erkeklerin yurtlarına girmesini engellediler. İskitler bir adım bile ilerleyemeyince silahla değil kırbaçla saldırmaya ve böylece onların köle olduğunu hatırlatmaları gerektiğine karar verirler. İşte İskitler yurtlarına böyle dönerler.

Buradaki en önemli olay sütü nasıl işledikleri ve kölelerini nasıl kullandıklarıdır. Bahsedilen sütten yapılan içki muhtemelen günümüzde kımız olarak bilinen kısrak sütünden yapılan içkinin üretim yöntemleri ile birebir örtüşür.

İskitlerin Yaradılış Miti

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

İskitler, kendilerini dünyanın en genç ulusu sayarlar ve kökenlerini Zeus ile Borysthenes (Dinyeper) nehrinin kızından doğan ilk insan Targitaos’a dayandırırlar. Efsaneye göre Targitaos’un üç oğlu olan Lipoxais, Arpoxais ve en küçükleri Koloxais’in hüküm sürdüğü dönemde gökyüzünden yeryüzüne altından yapılmış bir saban, bir boyunduruk, bir balta ve bir kupa düşer. En büyük iki kardeş bu kutsal nesnelere yaklaşmak istediklerinde altın kızıl bir kora dönüşerek onları uzaklaştırır; ancak en küçük kardeş Koloxais yaklaştığında altın sakinleşerek kendisini teslim eder. Bu mucize üzerine büyük kardeşler krallığı en küçüklerine bırakır.

İskit boyları bu üç kardeşten türer. Kralların soyu olan “Paralatailar” ise bizzat bu kutsal altını alan küçük kardeşten gelir. İskitler, bu kutsal altını en büyük krallık merkezinde büyük bir titizlikle korurlar ve ona her yıl kurbanlar sunarak tapınırlar. Altın koruyuculuğuyla ilgili ilginç bir gelenekleri vardır. Kutsal altını bekleyen kişi bayram sırasında açık havada uyuyakalırsa o yıl içinde öleceğine inanılır. Ancak bu tehlikeli görevi üstlenen kişiye ödül olarak bir gün içinde at sırtında çevirebildiği kadar geniş bir arazi verilir. İskitler kendi soylarının Dareios‘un seferine kadar sadece bin yıl olduğunu savunur. Toprakları çok geniştir. Küçük kardeş üç oğlu arasında bu toprakları bölmüştür. Kuzeyde daha ileriye gidemezler çünkü kuş başı büyüklüğünde karlarla kaplıdır.

İskitleri altından kutsal emanetleri ve nasıl doğduklarına dair bir açıklamadır.

Yunanlılara Göre İskitlerin Yaradılış Miti

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

İskitlerin kökeni dair Yunanlıların inancı ise farklıdır. Bu efsaneye göre Yunan kahramanı Herakles, Geryon’un öküzlerini sürerek bugün İskit toprağı olan ıssız bozkırlara gelir. Burada soğuk havadan korunmak için aslan postuna sarılıp uykuya dalar. Uyandığında atlarının kaybolduğunu fark eden Herakles, onları ararken “Ağaçlık” (Hylaea) denilen bölgede bir mağaraya ulaşır. Burada üstü kadın, altı yılan olan yarı insan yarı sürüngen bir varlıkla karşılaşır. Atlarının kendisinde olduğunu söyleyen bu dişi yaratık, onları geri verme karşılığında Herakles’in kendisiyle birlikte olmasını şart koşar. Herakles bu teklifi kabul eder ve bu birliktelikten üç erkek çocuk dünyaya gelir.

Herakles, ülkeyi terk etmeden önce kadına çocukların geleceği için bir sınav bırakır: Kendi yayını kim kurabilir ve kemerini kim babası gibi kuşanabilirse bu toprakların sahibi o olacaktır. Çocuklar büyüdüğünde en büyük kardeş Agathyrsos ve ortanca Gelonos bu fiziksel testi geçemeyerek anneleri tarafından ülkeden sürülürler. Ancak en küçük kardeş Skythes, babasının yayını kurmayı ve kemerini kuşanmayı başararak İskit kraliyet soyunun atası olur. Yunanlıların iddiasına göre, İskitlerin bugün dahi kemerlerinde altın bir kupa taşımaları, Herakles’in o dönemde kemerinin tokasında bıraktığı altın kupanın bir mirasıdır.

Yunanlılara göre İskitlerin soyu Herkül’den doğmuştur. Herodot metin arasında bu hikayenin aslında Yunanlıların kendi kahramanlarını bölge tarihiyle özdeşleştirme çabası olduğunu da satır aralarında hissettirir.

Herodot’a Göre En Mantıklı İskitlerin Yaradılış Miti

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Bu versiyona göre başlangıçta Orta Asya’da yaşayan göçebe İskitler, Massagetler ile giriştikleri savaşı kaybedince Arakses (Aras) Irmağı’nı geçerek o dönemde Kimmerlerin yurdu olan topraklara yönelirler. Büyük bir istila tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kimmerler arasında ise bir iç bölünme yaşanır. halk canını kurtarmak için yurtlarını savaşmadan terk etmek isterken, krallar ve asiller topraklarını savunmak uğruna ölmeyi tercih ederler. Bu görüş ayrılığı öyle bir noktaya varır ki, Kimmer halkı ve kralları birbirleriyle savaşır. Sayıca eşit olan iki tarafın çarpışması sonucu hayatını kaybeden asiller Tyras (Turla/Dinyester) Irmağı kıyısına gömülür.

Halkın geri kalanı ise bu acı olaydan sonra yurtlarını İskitlere bırakarak bölgeden göç eder. İskitler geldiklerinde boş buldukları bu topraklara yerleşirken, Kimmerler Karadeniz kıyısını takip ederek Anadolu’ya geçer ve bugünkü Sinop (Sinope) civarında yerleşimler kurarlar. İskitler ise kaçan Kimmerleri takip ederken yollarını şaşırıp Kafkas Dağları’nı sağlarına alarak güneye saptıkları için, aslında niyetleri bu olmadığı halde Med topraklarına girmiş ve meşhur yirmi sekiz yıllık egemenliklerini başlatmış olurlar.

Herodot, bu anlatının doğruluğuna kanıt olarak bölgede hala varlığını koruyan “Kimmer Kaleleri”, “Kimmer Boğazı” ve “Kimmeria” gibi yer adlarını göstererek, İskitlerin tarih sahnesine çıkışını büyük bir kavimler göçü ve stratejik bir takip hatasına bağlar.

İskit Meslekleri ve Kabileleri

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

İskitlerin coğrafi yapısına odaklandığımızda ise karşımıza homojen olmayan, farklı yaşam biçimlerine dağılmış bir halk çıkar. Karadeniz kıyısındaki limanlardan içeriye doğru gidildikçe önce tarımla uğraşan ve ürünlerini satan “Çiftçi İskitler”, ardından ağaçsız bozkırlarda toprağı hiç sürmeden yaşayan “Göçebe İskitler” gelir. Ancak İskit toplumunun kalbi, Gerros Irmağı’nın ötesinde yaşayan, kendilerini en yiğit ve kalabalık grup olarak gören “Şahane İskitler”dir. Bu grup diğer tüm İskitleri kendi köleleri kabul eder. İskit topraklarının uç sınırlarında ise İskit soyundan olmayan Androphaglar (insan yiyenler) ve Melankhlenoslar (kara pelerinliler) gibi farklı halklar ve sonu gelmez çöller yer alır. İskit topraklarının çevresinde bir sürü değişik toplum yaşar. İskitli tüccarların bu uzak diyarlara kadar yedi farklı dil konuşan tercümanlar aracılığıyla ulaştığını belirtir.

Bahsedilen metinde İskitlerin hem göçebe hem de yerleşik/çiftçi boylarının olması kayda değerdir. Ayrıca ticaretle uğraştıklarını da belirtir. Bir de kendilerini diğerlerinden üstün gören İskit boyundan da bahseder.

İskit Ülkesinin Hava Koşulları

İskit ülkesinde kışın sekiz ay sürdüğünü, denizin (Kerç Boğazı) orduların üzerinden geçebileceği kadar sert donması ve toprağın ancak ateşle çözülmesiyle tarif eder. Kışın hiç yağmur yağmazken yazlar aşırı yağışlı geçer, gök gürlemesi ve deprem gibi olaylar ise halk tarafından birer “mucize” sayılacak kadar nadir görülür. İskitlerin “kuzeyde havayı kaplayan tüyler” efsanesini ise mantıklı bir temele oturtarak, bunun aslında görüşü kapatan yoğun kar yağışını betimleyen bir benzetme olduğunu açıklar.

Göçebe Yaşam Tarzları

Herodot, Karadeniz (Pontos) çevresindeki halkları genel olarak medeniyetten uzak ve “geri” bulsa da, İskitleri bu genellemenin dışında tutar. Yalnızca İskit kökenli bilge Anakharsis, bu coğrafyada aklı ve erdemiyle anılmaya değer istisnai bir kişi olarak gösterilir. Yazar, İskitleri kültürel bakımdan övmez. Ancak yerleşik kentleri ve kaleleri olmayan, atlı ve okçu göçebe yaşam tarzları sayesinde düşman tarafından kuşatılamayan ve ancak kendileri isterse yakalanabilen bu halkın, askerî ve stratejik açıdan son derece ustaca bir hayatta kalma biçimi geliştirdiğini vurgular.

İskitlerin İnanç Sistemi

İskitler en başta ev ve aile tanrıçası Hestia (Tabiti) olmak üzere; Zeus (Papaios), onun eşi sayılan Toprak (Api), Apollon (Oitosyros), Göksel Aphrodite (Argimpasa), Herakles ve Ares‘e taparlar; ayrıca soylu İskitler Poseidon (Thagimasadas)‘u da kutsal sayarlar. İskit dininin en özgün yanı, Savaş Tanrısı Ares dışında hiçbir tanrı için heykel, sunak veya tapınak inşa etmemeleridir.

İskitlerin Kurban Törenleri

Kurban törenleri ise son derece sade ve serttir: Hayvanın boğazı kesilmez; bunun yerine ayakları bağlanan kurban yere düşürülür, boynuna dolanan bir ipin sopa yardımıyla sıkılmasıyla boğularak öldürülür. Ateş, kutsal su veya ön törenlerin kullanılmadığı bu süreçte, hayvan öldükten sonra derisi yüzülerek eti pişirilir. Bozkırda odun azlığı nedeniyle İskitler, kurban ettikleri hayvanın etini yine o hayvanın kendi kemiklerini yakarak pişirirler. Eğer yanlarında tencere yoksa eti hayvanın kendi işkembesine koyup su ekleyerek kemik ateşinde kaynatırlar. Kurbanı kesen kişi, et piştikten sonra kurbandan aldığı bazı parçaları yere atar. Özellikle at olmak üzere bütün hayvanları yerler. Sadece domuzdan tiksinirler. Onu ne kurban eder ne de topraklarında yetiştirirler.

Metinde eti yere atma eylemi muhtemelen yerdeki tanrılara sunu yapmaktır. Yemeye başlamadan önce ilahi güçlere sunulur.

İskit Mabetleri ve Ritüelleri

Tanrılar içinde sadece Ares için özel bir alan kurarlar. Dev bir çalı yığınının tepesine dikilen antik bir demir pala (kılıç), Ares’in simgesi kabul edilir. Fırtınalar yüzünden sürekli çöktüğü için her yıl arabalar dolusu odun buralara yığılır. Bu kılıca hayvanların yanı sıra savaş esirleri de kurban edilir. Esirin başı üzerinde şarap gezdirilip kurban edildikten sonra bir kap içinde toplanan kanı tepedeki kılıcın üzerine dökülür, kesilen sağ kolları ise göğe fırlatılarak olduğu yerde bırakılır.

İskitlerin Savaş Gelenekleri

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Bir İskit savaşçısı, öldürdüğü ilk düşmanın kanını içer ve ganimetten pay alabilmek için öldürdüğü her düşmanın kesik başını krala sunar. Sadece kelle getirmekle kalmaz, bu başların derisini yüzer; bu derileri yumuşatarak atının dizginine asar, bir nevi “şeref madalyası” gibi sergiler. En çok insan derisinden “el bezi” (havlu) taşıyan savaşçı, en yiğit kabul edilir; hatta bu derileri birbirine dikip manto olarak giyenler veya ok kılıflarına kapak yapanlar vardır. Kafatası kullanımı ise en çarpıcı geleneklerinden biridir: En çok nefret ettikleri düşmanların kafataslarını kaş hizasından kesip temizler, dışını ham deriyle, içini ise (zenginlerse) altınla kaplayarak kupa (içki bardağı) olarak kullanırlar.

Bu uygulamayı sadece düşmanlarına değil, kralın huzurunda yendikleri rakip yurttaşlarına da yaparlar ve bunu bir soyluluk göstergesi olarak konuklarına anlatırlar. Ayrıca, yılda bir kez düzenlenen törenlerde, düşman öldürmemiş olanlar şereflerine şarap içemeyip dışlanırken; çok sayıda düşman öldürenler iki kupadan birden içerek ödüllendirilirler.

Falcılık Yöntemleri

İskitlerde falcılık yaygın bir gelenektir. Geleneksel falcılar söğüt değneklerini yere serip toplayarak geleceği okurken, Afrodit tarafından kutsandığına inanılan ve “Enare” denilen çift cinsiyetli (veya hadım) kâhinler, ıhlamur kabuklarını parmaklarına dolayarak fala bakarlar. Kral hastalandığında bunun sebebi, bir yurttaşın “Kralın Hanedanı” üzerine yalan yere yemin etmesi olarak görülür.

Üç falcı zanlıyı işaret eder. Eğer zanlı inkâr ederse, yeni falcı heyetleri getirilir. Eğer çoğunluk suçlamayı onaylarsa zanlının kafası kesilir ve malları falcılara dağıtılır. Eğer falcıların yanıldığı (zanlının suçsuz olduğu) ortaya çıkarsa, bu sefer falcılar ölüme mahkûm edilir. Falcılar, el ve ayakları bağlı şekilde odun dolu bir arabaya konulup yakılarak öldürülür; arabayı çeken öküzler de çoğu zaman bu ateşte can verir. Kral bir erkeği idam ettirdiğinde, soyu kurusun diye onun erkek çocuklarını da öldürtür, ancak kız çocuklarına dokunmaz.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: Antik Çağlarda Kehanet Yöntemi

Kan Kardeşliği Töreni

İskitlerde bağlılık yemini (ant içme) kanlı bir ritüelle mühürlenir. Bir kupadaki şaraba ant içenlerin kanları karıştırılır; kabın içine kılıç, ok, balta ve mızrak daldırılır. Ardından tanrısal öfke üzerine yemin edilerek bu karışım hep birlikte içilir.

İskitlerin Cenaze Töreni

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Kral mezarları gemilerle gidilen bir bölgededir. Bir kral öldüğünde, bedeni mumyalanıp bitkilerle doldurulduktan sonra tüm tebaasını kapsayan yas turuna çıkarılır. Halk, kulak memesini keserek veya kollarını çizerek bu yasa fiziksel acıyla katılır. Asıl dehşet verici olan ise defin anıdır: Kralın yanına eşlerinden biri, uşakları, atları boğularak ve altın eşyaları ile gömülür. Bir yıl sonra ise krallık çevresine “hayalet bir süvari ordusu” dikilir; 50 genç hizmetkâr ve 50 at boğulup içleri samanla doldurularak kazıklar üzerinde mezarın etrafına nöbetçi gibi dizilir. Normal bir İskit öldüğünde ise bir arabayı konulup yakınları arasında dolaştırılır. Herkes birer parça yemek ölünün önüne koyar. Kırk gün boyunca böyle gezdirilip gömülür. Ölüyü gömdükten sonra temizlenirler.

Kenevir Kullanımı ve Kişisel Bakım

Topraklarında ketene benzer kenevir yetişir. Trakların ketenden kıyafetleri ile kenevirden yapılan kıyafetler iyi bilmeyenler tarafından ayırt edilemez. Keçeden yaptıkları kapalı çadırların içinde kızgın taşların üzerine kenevir tohumu atarak bir tür buhar banyosu yaparlar. Bu dumanın etkisiyle keyifle haykırırlar. Bir nevi yıkanma yerine geçer. Suyu pek kullanmayan kadınlar ise servi, sedir ve günlük ağacı yongalarını ezerek bir macun hazırlar; bu karışımı vücutlarına sürerek hem hoş bir koku hem de pürüzsüz, taze bir cilt elde ederler.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: İskitlerin Gizemli Tarihi Aydınlanıyor: Esrar ve Afyonun İzleri

Geleneklerine Bağlıdırlar

Bilge Anakharsis, dünyayı gezip büyük bir kültür birikimiyle yurduna dönerken Kyzikos’ta gördüğü “Tanrıların Anası” (Kybele) ayinlerinden etkilenir ve aynı töreni gizlice İskit topraklarındaki Ağaçlık Bölge‘de yapmaya kalkışır. Ancak boynunda Yunan dinsel simgeleri ve elinde trampetiyle ayin yaparken bir yurttaşı tarafından ihbar edilir. Kendi öz kardeşi olduğu anlaşılan Kral Saulios, Anakharsis’i yabancı bir dini uygularken yakaladığı anda okla vurarak öldürür. İskitler bu olayı toplumsal hafızalarından tamamen silmişlerdir.

Herodot’un vurguladığı en çarpıcı nokta, Anakharsis gibi bir bilgiyi, sırf yabancı gelenekleri taklit ettiği için “hiç yaşamamış” sayacak kadar sert bir kültürel izolasyon uygularlar.

Yunan Hayranı Bir İskit Kralı: Skyles

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Skyles’in annesi bir İskit değil, İstria ilinden bir Yunan kadınıdır. Skyles, annesinden Yunan dilini ve kültürünü öğrenerek büyümüştür. Babası Ariapeithes bir suikasta kurban gidince tahta geçer, ancak kalbi İskit bozkırlarında değil, Yunan şehirlerindedir. Skyles, halkının nefretini çekmemek için ikili bir hayat sürer. Ordusunun başındayken tipik bir İskit kralı gibi davranır. Borysthenes (Miletos kolonisi) kentine gittiğinde ordusunu şehir dışında bırakır. Tek başına kaleye girer, kapıları kapattırır ve üzerindeki İskit kıyafetlerini çıkarıp Yunan giysilerini (khiton) giyer. Korumasız bir şekilde agorada dolaşır, Yunan tanrılarına kurbanlar sunar ve tam bir Yunanlı gibi yaşar. Hatta bu şehirde bir saray yaptırıp bir Yunan kadınla evlenir.

Skyles, Dionysos dinine girmeye karar verdiğinde tanrısal bir işaret alır: Beyaz mermerden sfenksler ve grifonlarla süslü görkemli sarayı bir yıldırım düşmesi sonucu yanıp kül olur. Ancak Skyles bu “mucizeyi” bir uyarı olarak görmez ve ayinlere katılmaya devam eder. İskitlerin bu dine karşı özel bir antipatisi vardır. Onlara göre insanların akıllarını kaybederek, vecde gelerek veya kendinden geçerek (cezbe) ayin yapması kabul edilemez bir saçmalıktır. Bir tanrının insanları “çıldırtmasını” hor görürler ve bu durumla alay ederler.

Kralın gizli hayatını bilen bir Borysthenesli (Yunan), İskit şeflerine giderek onları kışkırtır: “Kralınız da tanrısal çılgınlığa yakalandı, gelin kendi gözlerinizle görün.” Şefleri gizlice bir kulenin tepesine çıkarır. İskit soyluları, kendi krallarını Yunan ayin alayının içinde, kendinden geçmiş ve o “anlamsız” törenleri yaparken gördüklerinde bunu ulusal bir felaket ve onursuzluk olarak kabul ederler.

Kral Skyles, gizli yaşamı ifşa olunca canını kurtarmak için Trakya’ya kaçar. Ancak İskitler, onun yerine kardeşi Oktamasades‘i kral seçerek peşine düşerler. Trak Kralı ile İskit ordusu karşı karşıya geldiğinde, Trak kralı savaşmak yerine bir takas önerir İskitlerin elinde tuttuğu kendi kardeşine karşılık, mülteci durumundaki Skyles’i teslim edecektir. Oktamasades bu teklifi kabul eder; dayısını serbest bırakır ve öz kardeşi Skyles’in kafasını hemen orada kestirir.

İskitlerin Nüfusu

İskitlerin sayısı hakkında kesin bir bilgi edinemeyen Herodot, kendisine anlatılan görsel bir kanıtı aktarır. Kral Ariantas, halkının sayısını öğrenmek için her İskitlinin bir kargı ucu getirmesini emreder; getirmeyen ölümle tehdit edilir. Toplanan sayısız kargı ucu eritilerek Exampeia bölgesine devasa bir bakır kazan yapılır. Bu kazan, Yunanistan’daki en meşhur kazanlardan altı kat daha büyüktür (yaklaşık 600 amphora kapasiteli) ve İskitlerin ne kadar kalabalık olduğunun kalıcı bir anıtı olarak kullanılır.

Sarmatlar ve Amazonlar

Sarmat (Sauromat) halkı, savaşçı Amazon kadınları ile genç İskit erkeklerinin birleşmesinden doğmuştur. Yunanlıların elinden kaçan Amazonlar, İskit topraklarında karaya çıkıp at çalarak yağmaya başlamış; İskitler ise onları önce erkek sanıp savaşmış, kadın olduklarını anlayınca ise soylarını güçlendirmek için gençlerini onlara göndermiştir. Zamanla bu iki grup kaynaşmış ancak Amazonlar geleneksel İskit kadınları gibi evde oturmayı reddedince, çiftler Don (Tanais) Nehri’nin doğusuna göç etmiştir. Bu mirastan dolayı Sarmat kadınları bugün bile erkekler gibi savaşır ve bir düşman öldürmeden evlenemezler.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: Sarmatlar Amazon Muydu?

Persler İskitlere Savaş Açıyor

Yaklaşık bir asır önce İskitler, Medleri yenerek Asya’ya girmiş ve yirmi sekiz yıl boyunca Perslerin de içinde bulunduğu bölgeyi haraca bağlayıp hüküm sürmüşlerdi. Dareios, Pers imparatorluğunun kudretini kanıtlamak ve bu eski hesabı kapatmak için İskitleri kendi topraklarında cezalandırmak istiyordu. Sefere giderken Samoslu Mandrokles’e İstanbul Boğazı (Bosphoros) üzerine gemilerden oluşan dev bir yüzer köprü kurdurdu. Böylece 700 bin kişilik ordusunu Asya’dan Avrupa’ya geçirdi. Geçtiği yerlere, ordusundaki ulusların dökümünü içeren mermer sütunlar ve kendi şanını öven yazıtlar diktirdi.

İskitler, Pers ordusunun büyüklüğünü görünce komşu krallıkları yardıma çağırdı. Amazon asıllı Sarmatlar, Budinler ve Gelonlar onlarla savaşa katılırken bazıları destek olmadı. İskitler, Perslerle meydan savaşından kaçındılar. Geri çekilirken otlakları yaktılar, kuyuları zehirlediler ve sürüleri kaçırdılar. Amaçları, Pers ordusunu bozkırın derinliklerinde açlık ve yorgunlukla bitirmekti. Ayrıca kendilerine yardım etmeyen komşu kabilelerin topraklarına kaçarak Persleri o bölgelere çektiler ve tarafsız komşularını da savaşa zorladılar. Dareios, sürekli kaçan ve karşısına çıkmayan bir düşmanı kovalamanın çaresizliğini yaşadı. Şehirleri veya ekili arazileri olmayan İskitleri vuracak bir hedef bulamadı. Ordusu yiyeceksiz kalıp bitkin düşünce, Dareios geri çekilmek zorunda kaldı.

Metinde geçen ilginç olaylardan birisi de İskitlilerin Medlere baskın yaparken Med karargahındaki eşek seslerinden atlarının ürkmesidir. Çünkü eşek ve katır onların memleketinde yetişmez.

Perslere Sunulan Bir Kuş, Bir Fare, Bir Kurbağa ve Beş Ok

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

İskitler, Pers ordusunun tamamen tükenip geri dönmesini istemiyorlardı; onları daha fazla içeride tutup acı çektirerek yok etmeyi hedeflediler. Bu yüzden Perslerin açlıktan ölmek üzere olduğunu hissettiklerinde, onlara kendi elleriyle sürülerini (et) yem olarak bıraktılar.

Persler bu sürüleri ele geçirince “Hala bir umut var” diyerek yola devam ettiler ve İskitlerin kurduğu kıtlık tuzağına daha da derinden saplandılar. Dareios sonunda tam bir kıtlık ve çaresizlik içine düştüğünde, İskit kralları ona anlamı kapalı beş nesne gönderdiler: Bir kuş, bir fare, bir kurbağa ve beş ok. Hediyeyi getiren haberci hiçbir açıklama yapmadan geri döndü ve Perslere şu mesajı bıraktı: “Eğer akıllıysanız, bunların ne anlama geldiğini kendiniz bulun.” Kral Dareios, bunları bir teslimiyet işareti olarak görür. Farenin toprağı, kurbağanın suyu, kuşun hızı (atları) ve okların ise İskit savunma gücünü temsil ettiğini; dolayısıyla İskitlerin “topraklarını ve sularını” Perslere teslim ettiğini düşünür.

Pers ordusunun ileri gelenlerinden Gobryas ise çok daha sert ve tehditkâr bir yorum yapar: “İranlılar, eğer bir kuş gibi uçup gitmezseniz, bir fare gibi yerin altına saklanmazsanız veya bir kurbağa gibi bataklığa atlamazsanız, bu oklarla vurulup öleceksiniz; yurdunuza asla dönemeyeceksiniz.” Bu sırada İskitlerin bir kolu, Tuna (İstros) üzerindeki köprüye ulaşarak orada bekleyen İonialı nöbetçilerle görüşür. İskitler, İonialılara Pers boyunduruğundan kurtulmaları için bir fırsat sunarlar. Dareios’un verdiği 60 günlük sürenin dolmak üzere olduğunu hatırlatırlar. “Süreniz bittiğinde köprüyü yıkıp gidin, böylece hem kralın emrine uymuş olursunuz hem de özgürlüğünüze kavuşursunuz,” derler. İonialılar bu teklifi kabul eder görünürler, ancak bu karar Pers ordusunun kaderini belirleyecek olan büyük bir ikilemi başlatacaktır.

Persler Kaçış Planı Yapıyor

Pers ordusu, İskitlerin nihayet meydan savaşına çıkacağını sanarak karşısında savaş düzeni almıştı. Tam o sırada iki ordu arasından bir tavşan geçti. İskit askerleri, karşılarında dünyanın en büyük imparatoru ve ordusu yokmuş gibi bir anda savaş düzenini bozup büyük bir neşeyle tavşanın peşinden koşmaya, bağırıp çağırmaya başladılar. Dareios, İskitlerin Pers ordusunu zerre kadar ciddiye almadığını, hatta onlarla alay ettiklerini anladı. Kral, hediyelerin “yok olacaksınız” anlamına geldiğini geç de olsa kabul etti. “Bu adamlar bizi umursamıyor,” diyerek geri çekilme vaktinin geldiğini onayladı.

Deneyimli komutan Gobryas, ordunun tamamen yok olmasını engellemek için kurnazca bir gece kaçışı önerdi. Geceleyin kamptaki tüm meşaleler ve ateşler yakılacak, sanki ordu hâlâ oradaymış gibi bir izlenim verilecektir. Ordunun en zayıf, hasta ve yürüyemeyecek durumda olan askerleri, bir bahane ile kampta terk edilecektir. Eşekler kampta bağlı bırakılacak, onların anırtıları İskitlerin ordunun hâlâ orada olduğunu sanmasını sağlayacaktır. Ana ordu, İskitler köprüye ulaşıp yolu kesmeden önce hızla Tuna (İstros) Nehri’ne doğru kaçacaktır.

İyonlar İskitlere İhanet Edecek Mi?

İskit Altın Eserleri
İskit Altın Eserleri

Dareios, kendi canını ve ordusunun sağlam kısmını kurtarmak için etik dışı bir planı devreye sokar. Kampta bırakılan eşeklerin gece boyunca çıkardığı anırtılar, İskitleri yanıltır. İskitler, bu sesleri ve yanan kamp ateşlerini duydukça Pers ordusunun hâlâ orada olduğunu sanırlar. Gün ağardığında gerçek ortaya çıkar. Terk edilen Pers askerleri, kralları tarafından harcandıklarını anlayınca büyük bir umutsuzlukla İskitlere teslim olurlar ve olup biteni anlatırlar. İskitler hemen takibe başlar. Persler yaya oldukları ve yolu bilmedikleri için bozkırda ağır ilerlerken; İskitler atlı olmanın ve coğrafyayı avucunun içi gibi bilmenin avantajıyla kestirme yollardan giderek Perslerden önce Tuna (İstros) üzerindeki köprüye varırlar.

Köprüye ulaşan İskitler, orada bekleyen İonialılara son ihtarını yaparlar. Süre dolmuştur ve artık gidebileceklerdir. Bunun üzerine İonialı tiranlar (yöneticiler) gizli bir toplantı yaparlar. Atinalı General Tam bir vatanseverlik ve fırsatçılıkla, İskitlerin teklifinin kabul edilmesini savunur. Köprü yıkılırsa Dareios bozkırda ölecek ve İonia şehirleri Pers boyunduruğundan sonsuz dek kurtulacaktır. Miletoslu Tiran ise eğer Persler yenilirse demokrasinin geri geleceğinden ve tiranların devrileceğinden korkar. Toplantıya katılan Bizans, Efes, Samos ve Kyzikos gibi şehirlerin tiranları, kendi halklarının özgürlüğü yerine kendi iktidarlarını korumayı seçerek Dareios’a sadık kalmaya karar verirler.

Tiranlar, hem İskitleri oyalamak hem de Pers kralına sadık kalmak için kurnazca bir plan yaparlar. Köprünün İskit tarafına bakan ucunu, bir ok atımı mesafesi kadar yıkarlar. Böylece İskitlere “Bakın, dediğinizi yapıyoruz, köprüyü imha ediyoruz” mesajı verirler. Köprüyü yıktıklarına inanan İskitler uzaklaşır.

Persler Geri Dönmeyi Başarıyor

İskitler, Pers ordusunu yormak için daha önce tüm kuyuları doldurmuş ve otlakları yakmışlardı. Şimdi Persleri ararken, “Persler mutlaka su ve ot olan yerden gider” diye düşünerek yanlış bölgelere yönelirler. Oysa Dareios ve ordusu, hiçbir kaynağın kalmadığı, daha önce geçtikleri o perişan yoldan geri dönmektedirler. İskitler bol sulu bölgelerde düşman ararken, Persler açlık içinde de olsa eski yollarından köprüye ulaşmayı başarırlar. Pers ordusu gece yarısı İstros (Tuna) kıyısına vardığında büyük bir şok yaşar. Köprünün bir kısmı (İskitleri kandırmak için yıkılan uç) yerinde yoktur.

Karanlıkta köprünün tamamen gittiğini ve İonialıların kendilerini terk ettiğini sanan Pers kampını bir ölüm sessizliği ve dehşet kaplar. Dareios’un ordusunda sesi inanılmaz gür çıkan bir Mısırlı vardır. Dareios’un emriyle karşı kıyıya, Miletoslu Histiaios’a seslenir. Histiaios sesi duyar duymaz gemileri seferber eder, yıkılan parçayı tekrar birleştirir ve Pers ordusunun Avrupa’dan Asya’ya geçmesini sağlar. Perslerin kaçtığını anlayan İskitler, kendilerini kandıran İonialılara karşı büyük bir nefret beslerler. İonialıları şu sözlerle aşağılarlar: Hür olanlar dünyanın en “korkak ve kalleş” insanlarıdır. Köleleri ise “efendisinden kaçmayı hiç düşünmeyen, dünyanın en iyi ve uysal uşakları” olarak nitelerler. Böylece Darios geri dönmeyi başarır.

💡 Ayrıca ilginizi çekebilir: Delos Birliği Pers İmparatorluğu’na Karşı

Şarabı Sek İçen Barbarlar

Dareios’un topraklarını istila etmesini asla unutmayan İskitler, Perslere karşı dev bir karşı saldırı planlarlar ve müttefik arayışıyla Sparta’ya elçiler gönderirler. afkasya (Phasis) üzerinden Pers başkentlerine (Media) yürüyeceklerdir. Batıdan da Efes’ten başlayarak Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyip Perslere saldıracaklar. Sparta Kralı Kleomenes, bu pazarlıklar sırasında İskit elçileriyle çok fazla vakit geçirir. Eski Yunanlılar şarabı mutlaka suyla seyrelterek içerlerdi; şarabı saf (sek) içmek “barbarlık” ve “delilik” işareti sayılırdı. Göçebe İskitler şarabı susuz ve sert içerlerdi. Kleomenes, İskitlerden bu “şarabı susuz içme” alışkanlığını kapar. Kral Kleomenes daha sonra aklını yitirmiş ve feci şekilde can vermiştir. Spartalılara göre İskitler gibi şarabı susuz içmeye alıştığı için beyni hasar görmüş ve çıldırmıştır. Hatta Spartalılar arasında sert içki içenler için “İskitler gibi yapıyor” deyimi buradan doğmuştur.

Önerilen makaleler