Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi

Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi
Share the article 👇

Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi

Homo Sapiens’in 200.000 yıl öncesinden Afrika’da Rift vadisinde başlayan yolculuğundan bugüne kadar, kendisini tanımaya dönük adımlar atmıştır. Doğa ile olan mücadelesine farklı mücadele alanları da bu serüveni sırasında eklenerek çoğalmıştır. Kendini, çevresini, ilişkilerini ve düşüncesine tanımaya dönük attığı birçok adım, onu daha da karmaşık bir dünyanın içerisine sokmuştur. Neolitik dönemde tarımın ile artı ürünün başlaması, köy yerleşimlerin yavaş yavaş kentlere dönüşmesi ve bir sonuç olarak sınıflı toplumun ve devletin doğuşu da, insanın kendisini tanıma yolculuğunun engellerini oluşturmuştur. Hümanizm, işte böyle karmaşık bir dünyada, insan düşünce sistematiğinde bir durak olmayı sürdürmektedir. Antik Yunan ile başlayan doğa ile insan ilişkisi sonucu da bilimsel bilgi ve felsefenin doğmasına şahitlik etmekteyiz.

Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi
Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi

Resim UnifiArt tarafından Pixabay‘a yüklendi.

Antik toplumlarda bilim ya da felsefenin neden doğmadığı başka bir tartışmanın konusu olmakla beraber, bu değerlendirmede, Hümanizmin doğuşu, neliği, tarihsel gelişimi ve olanakları üzerine değinilmeye çalışılacaktır. Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğünde, Hümanizmi “İnsanın her şeyin ölçüsü olduğunu savunan, insanı değerlerin yegâne kaynağı olarak gören anlayış” olarak açıklamaktadır. İnsanla ilgili konularda nihai karar verme süreçlerinde hümanizm, dini dogmaları reddederek aklı ve bilimi ön planda tutmaktadır. İnsancılık olarak Türkçeye çevrilen kavram, aynı döneme doğan Rönesans ile akraba sayılmakta hatta aynı anlamlarda dahi kullanılmaktadır.

Tarihsel Gelişim: Hümanizm

Hümanizmi, tarihsel gelişimi ile birlikte düşünmek bizi doğruya yaklaştıracaktır. Avrupa’da bir zorunluluk olarak doğan Rönesans, başta kilisenin toplum üzerindeki baskını kırmıştır. Özellikle İtalya’da Floransa, Venedik, Cenova, Milano gibi tüccarların Akdeniz’de yapmış oldukları ticaretin (Osmanlı ile İpek ve Baharat ticareti) bir sonucu olarak, paranın ve kültürün birikimine şahit olmaktayız.

Kilise yani Skolastik düşüncenin değiştirilemez diye yüzyıllarca öğrettiği düşünceler birer birer yıkılmaya başlamıştır. Eğitim, insan merkezli bir pozisyona çekilerek, felsefe, şiir, tarih, dil gibi alanlarda genişlemeye ve çıtasını yükseltmeye başlamıştır. Rönesans ile toplumsal hayatın birçok alanında yeni ilişkiler kurulmuş ve edebiyat, mimarlık, müzik, resim gibi alanlarda çok ciddi eksen kaymaları yaşanmıştır.

Kilise müziğinin dışına çıkan oda müziği ya da opera da yine bu dönemin önemli kırılmalarından sadece birisidir. Rönesans, insanlığı yeniden doğuş sürecine taşımıştır. Heykel, resim, edebiyat ve mimaride üslup ve anlayış değişmiş, tutucu bakış açısı kırılmıştır. Bu yeniden doğuş, çok açık bir şekilde Antik Yunan kültürünü doğurmuştur. Mimari düzenlerde tapınak mimarisi, operalarda tragedyaların işlenmesi, resim ve heykelde antik yunan panteonunun sembolleri insanlık sahnesine yeniden çıkmayı başarmıştır.

16. yy Aydınlanma düşüncesi, insanın önüne büyük bir kütle koymuştur. Bunun birçok nedeni vardır. Bilimsel bilginin, Orta Çağ karanlığını kırmaya başladığı döneme de denk gelmektedir. 15. yy’da Da Vinci, Galileo, Kopernik, Kepler gibi önemli fizikçilerin, Orta Çağ karanlığında kaybolmuş Antik Yunan kültüründeki bilimsel gelişmeleri birer birer ortaya çıkardıkları görülmektedir. Artık kilisenin söylediği gibi insan günahkâr doğmuyordu. Sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta insan ile bağ yeniden kurulmuştu. Da Vinci’nin, Michelangelo’nun, Donatello’nun, Rafael’in resim ve heykelleri kentleri hatta kilisenin duvarlarını dahi süslüyordu. Thales ile bilimsel bilgiyi üreten Milet Okulu, Dionysos Şenlikleri ile doğan tragedya, kiliseden kurtulan müzik ve resim, insanı yeniden doğurmaya çabalıyordu. Hümanizm böyle bir atmosferin içinde hem sonuç hem de neden olarak karşımıza çıktı.

Nedir bu Hümanizm? Sekülerlik kapısını açan bir anahtar mı? “Hümanizm; hakikatin bedenden ve cisimden uzaklaştıkça elde edilebileceğine inanan, böylece insan bedenini ve bedensel hazları yok sayarak insanı manastıra kapatmak isteyen Aziz Paulcü – Augustinusçu Hıristiyanlık anlayışına bir tepki olarak doğmuştur.” Hümanizm, Orta Çağ skolastik felsefesine insan temelli bir tepkinin ürünüdür. Tarih, felsefe, müzik, resim, edebiyat, sanat ve birçok kültürel alanda ortaya çıkan üretimin insan merkezli bir bakışla kiliseye ve onun doktrinlerine karşı savaşın başlangıcıdır.

Skolastik dünya görüşünün ortaya attığı evrenin merkezine kendini çakma durumu, daha sonradan Avrupa merkezcilik olarak tarif edilen bakış açısının temellerini oluşturmuştur. Bu bakış açısından insanların sıyrılması kolay olmamıştır. Hatta bugün bile etkileri birçok alanda kendini göstermektedir.

Ticaretin Avrupa’da ve özellikle İtalya şehir devletlerinde gelişmesi, tüccarların ülkelerine yeni ticari mallar ile para getirmesi daha fazla söz hakkı talebinin doğmasına neden olmuştur. Tüccarların doğu ile ticaretinden İslam aydınlanmasının düşüncelerini Avrupa’ya taşıdıklarını biliyoruz. Sadece bu dönemde değil, 10. yy’dan başlayarak 14. yy’a kadar İslam coğrafyasının aydınları ile Avrupalı bilim adamları arasında çok sıkı ilişkiler olduğu bilinmektedir.

Pascal ve Gazali, Kopernik ve İbn-i Rüşd gibi isimler bu bağın örnekleridir. Hümanizmin kurucu aklı, İslam aydınlanması ile Antik Yunan ve Roma düşüncesiyle yeniden tanışabileceği bir ortam oluşturmuştu. Kilisenin Latinceyi bozmasından dolayı sağlıklı bir şekilde Platon, Aristoteles ve Roma düşünce sistemine ulaşamayan Avrupa aydınları, kilisenin etkisini kırmak için dilde revizyonun zorunlu olduğunu hissetti. Özellikle edebiyat alanında eşsiz eserler bırakan dönemin aydını Dante, ilk eserlerini dönemin Latincesini kullanırken, en önemli eseri olan İlahi Komedya’yı Floransa lehçesi ile yazdığı bilinmektedir.

Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi
Dante
Doğru Kavşakta Mıyız? | Bir Hümanizm Değerlendirmesi

Dante’nin, Rönesans ruhunu yansıtan en önemli eseri İlahi Komedya’da; Antik Yunan ve Roma mitolojilerinin işlendiği, 13. yy Orta Çağında yazılmış, Cennet, Cehennem ve Araf bölümlerinden oluşan bir yapıttır. Bu muhteşem eser, Dante’nin iç dünyasına ışık tutarken, tarif ettiği acıların çözümünün bu dünyada ve insanda olduğunu ısrarla belirtmektedir. “Öbür dünyada mutlu olacaksınız” düşüncesini 13. yy’da darmadağın eden Dante, her şeyin merkezine insanı yerleştiriyor. Yine sermaye birikiminin yoğunlaşması ve tüccar sınıfının etkisinin artmasıyla birlikte bilimsel, edebi ve sanatsal eserlerin daha çok insana ulaşmasını sağlayan matbaanın bulunması ve baskı teknolojisinin kolaylaşması, eserlerin ve düşüncelerin daha çabuk ve hızlı olarak tüm Avrupa’ya yayılmasını sağladı. İtalya merkezli başlayan hümanizm düşüncesi, Almanya, İngiltere, Hollanda gibi önemli ülkelerde etkisini göstermeye başlamıştı.

Kaynaklar

CEPDİBİ Aylin, Ortaçağdan Rönesansa: Hümanizm ve Batı Felsefe Geleneği Açısından Değerlendirmesi, Felsefi Düşün Akademik Felsefe Dergisi, Sayı: 10 / Ortaçağ ve Rönesans Felsefesi, Nisan 2018.
CEVİZCİ, Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Say Yayınları, 7. Baskı, 2019, İstanbul.
MURTEZA, Gökhan, Rönesans İtalyası’nda Hümanist Devrimin Anlamı ve Boyutları, Felsefi Düşün Dergisi, Ekim 2017, Sayı 9.
SAY, Ahmet, Müzik Tarihi, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, 2007, Ankara.
TÜRKER, Sadık, Hümanizm Hakkında Şüpheci Soruşturmalar, Felsefi Düşün Dergisi, Ekim 2017, Sayı 9.

Dante görselinin kaynağı için tıklayınız.

Önerilen makaleler