Şaman Nedir? Etimoloji, Tarih ve Coğrafya
Olguyu tanımlayan kelimelerin bir karakteri olduğu görüşündeyim. Belki de o olgunun kendisinin bile haberi olmayan özelliklerini bize aktarır. Bu karakter tabi ki etimolojiden gelir. Dolayısıyla önce Şamanın etimolojisini inceledim. Şaman kelimesi bazı Asya halkları arasında “büyücü, sihirbaz, bilirkişi’’ anlamında kullanılmaktadır. Bu sözü Mancu ve Tunguz halkları bu anlamda kullanmaktadırlar. Avrupa’da yazılmış olan birçok eserde kullanılan Şaman kelimesinin Tunguz sihirbazları kastedilerek yazılmış olduğu varsayılmaktadır.
Bazı araştırmacılar ise kelimenin aslının Sanskritçe olduğunu savunmuşlardır. Şaman kelimesini ‘dilenci rahip, Budist derviş’ anlamına gelen Sanskritçe “sramana” veya “çramana” kelimelerinden gelmektedir.
Pali dilinde “samana’’ kavramı ile izah edilirler. Türk kavimlerinin ise şamanlarına genellikle; “Kam” adını verdiklerini araştırmalardan öğreniyoruz. Kam ise, “kahin, tabip, alim” anlamlarına gelmektedir. Kam kelimesi Divan-ü Lügat-İt Türk’te; “Çeşitli hastalıkları tedavi etmek için tabibin yanında Kam da yer alır. Tabip hastalığı ilaç ile (ot) tedavi eder. Kam ise, hastayı kendi usulüne göre daha çok ruhi yollardan, efsun ve sihirle iyileştirmeye çalışır’’ denmektedir.

Resim Taken tarafından Pixabay‘a yüklendi.
Dinler tarihi araştırmacısı Mircea Eliade (1999), fenomenolojik bir yaklaşım benimseyerek çeşitli esrime (trans) teknikleri, hayaller, halüsinasyonlar, dünyanın her yerinde bulunan şamanik simgeler ve vaka araştırmalarını incelediği çalışmalarıyla şamanizm araştırmalarına öncülük etmiştir. Winkelman, Afrika, Asya ve Amerika gibi farklı kıtalardaki şamanik benzerlikler üzerine yaptığı çalışmalarla şamanizmin küreselliğini vurgulamıştır.
Bourguignon ve Von Stuckrad’ın (2016) çalışmalarına göre şamanizm, en temel anlamıyla kıtaları ve bin yılları kapsayan yaygın bir fenomen olarak tanımlanmıştır. Bir inanç ve kutsallık sistemi olan şamanizm, farklı coğrafi ve kültürel ortamlarda özerklik ve değişkenlik gösteren sosyal bir fenomendir. Tarihsel ve antropolojik olarak tek tanrılı dinlerin öncesine tekabül eden, ruhlarla iletişimin ana unsurunu oluşturduğu bir inanışı ifade etmektedir.
Antropolojik kayıtlar, şamanik düzen ve ruhani varlıklar arasındaki ilişkiyi gösteren pek çok kanıt sunmaktadır. En geniş ve en popüler anlayışta şamanizm, ruhlar ve diğer dünyaların varlığı ile ilgili her türlü inancı kapsamaktadır. Bu tanım, antik ve modern dünya dinlerinin çoğunluğunu kuşatmaktadır ve dünyanın çeşitli bölgelerinde çarpıcı biçimde benzer olan bir ritüel davranış ve inanç modelini tanımlamaya hizmet eden yararlı bir araçtır.
Bu İçerikte Okuyacaklarınız
Şaman ve Tarih | Şaman Kültürü
Şamanlığın kandaş, yani kan birlikteliğine dayanan bir toplum inancı olduğu ve soy kaynağına dayandığı yönündeki anlayış, sosyal bilimciler arasında büyük ölçüde ortak kabul görmüştür. XI. yüzyılda El-Bîrûnî, Buda dininin esasen şamanî kökenli olduğunu, insanların başlangıçta bütünüyle şamanist olduklarını ve “arzın şarkî kısımlarını işgal ettiklerini” eserlerinde ifade etmiştir. Şamanlığın Mezopotamya ve İran kaynaklı olduğu, bu inancın en geç etki yollarının ise Budizm ve Lamaizm aracılığıyla gerçekleştiği yönünde görüşler de bulunmaktadır.
Eski Türk toplumu üzerine araştırmalarıyla bilinen Ümit Hassan, şamanlığın inanç sistemi, kökeni ve temel özellikleriyle birlikte yaşam tarzı ve kandaş toplumsal yapısı bakımından arkaik bir asla dayandığını belirtir. Hassan’a göre şamanlık, tarih öncesi bir dönemin ürünüdür ve yeryüzünde henüz hiçbir uygarlığın mevcut olmadığı zamanlara aittir. Şamanlığın oluşum sürecini, takvimsel zaman açısından uygarlığın doğuşu olarak kabul edilen Mezopotamya uygarlıklarından en az 20.000–25.000 yıl öncesine tarihlendirmektedir. Ayrıca Orta Asya Şamanlığı’nın, ilkel toplulukların inanç sistemleriyle aynı temel üzerine kurulduğunu ifade etmektedir.
Şaman, kadın ya da erkek olabilir; ancak her durumda kabilenin sıradan bir üyesi olarak günlük işlerini de sürdürür. Şamanlar, kutsallığın gerektirdiği ve kamusal bir iş olarak görülen dinî hizmetlere zamanlarının tamamını ayırmazlar. Ritüeller dışında kalan zamanlarda normal toplumsal ve ekonomik faaliyetlerini devam ettirirler.
Eski Türk toplumunda, anaerkil denilebilecek bir toplumsal dönemin varlığı söz konusudur ve bu dönemde kadının egemen olduğu bir yapı hâkimdir. Şamanlık da bu anaerkil toplumsal düzenin izlerini taşımaktadır. Şamanizm esas itibarıyla anaerkil bir karaktere sahiptir. Bazı şamanist inanışlara göre en güçlü şamanlar kadınlardır. A. İnan, şamanizmin anaerkil kökenlerine dikkat çekerek Yakutlarda erkek şamanların, özel şaman giysileri bulunmadığında kadın entarisiyle ayin yaptıklarını belirtir.
Ayrıca şaman giysisinin göğüs kısmında kadın memelerini temsil eden yuvarlak metal süslerin bulunduğunu ifade eder. Şamanizmde evren; gökyüzü, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç katmanlı bir yapı olarak tasavvur edilmiştir. Gökyüzünde iyilik ve iyi ruhlar, yeraltında ise kötülük ve kötü ruhlar yer alır. Yeryüzü, insanların yaşadığı alan olarak kabul edilir. İyi ruhların ve gökyüzünün tanrısı Ülgen, yeraltındaki kötü ruhların tanrısı ise Erlik olarak adlandırılmıştır. Her iki tanrının da eşleri, çocukları ve akrabaları bulunmaktadır.
Yeryüzünde yaşayan insanlar, bu iki kozmik alan arasında bir denge kurmak zorundadır. İşte bu dengeyi sağlayan din adamına şaman adı verilir. Şamanizm’e bağlı topluluklarda ruhlarla insanlar arasındaki arabuluculuk görevini şaman üstlenir. Çünkü dünya, iyi ve kötü ruhların sürekli etkisi altındadır. İnsanlara ve hayvan sürülerine yönelen her türlü kötülüğe karşı mücadele edebilme yetisi yalnızca şamanlara atfedilmiştir.
Bu anlayışın benzerlerine Mezopotamya, Mısır, Antik Yunan ve Orta Çağ Avrupa’sında da rastlanmaktadır. Orta Çağ’da bu düşünce özellikle sanat alanında geniş yer bulmuştur. Dante’nin İlahi Komedya adlı eseri ile Hieronymus Bosch’un Dünyevi Zevkler Bahçesi adlı triptik tablosu, bu kozmik iyi–kötü mücadelesinin sanattaki en çarpıcı örnekleri arasında yer almaktadır.
Nasıl Şaman Olunur?
Şamanizm ile ilgili çalışmaları ile bilinen A. Ohlmarks, şamanizmi kutup bölgesine özgü bir özellik olarak görmektedir.53 Kutup bölgelerinin tipik coğrafi özellikleri olması; karanlık kış günleri, sessizlik, arazinin monotonluğu, şiddetli soğuk, yerleşimin seyrekliği, tek yanlı ve yetersiz beslenme, sık sık yaşanılan kıtlık gibi yaşam koşullarının insanda isterik tepkiler meydana getirdiğini ifade etmektedir. Fakat şamanizmin yaygın olduğu bölgeler düşünüldüğünde, şamanizm olgusu sadece kutup bölgelerinin tipik özellikleri ile açıklanamaz.
Kuzey kutbunda görüldüğü gibi değişik şekillerde Orta Asya, Orta ve Yakındoğu ile yeryüzünün çeşitli bölgelerinde değişik biçimlerde rastlamak olasıdır. Altay Türklerine göre şamanlık, genetik olarak gelen ve çocukluk çağında sara nöbetleri ile kendini gösteren bir hastalıktır.

Resim Amy tarafından Pixabay‘a yüklendi.
Bir kimsenin şaman olup olamayacağı çocukluk çağında gösterdiği birtakım ruhsal belirtilerle anlaşılmaktadır. Genç Şaman, değişik ayinlere ait bilgileri oymağın tecrübeli ihtiyarlarından ve kudretli bir şamandan ders alarak öğrenir. Ondan sonra çeşitli ayinleri nasıl yapacağını, okunacak dua ve efsunları öğrenerek görünmez kuvvetlerle ilişki kurar. Öğrenim ve eğitim süreleri yörelere göre değişiktir. Bu, üyesi bulunduğu toplumun gelenekleri, şaman adayının ve ustasının yeteneği vb. gibi nedenlere bağlıdır.
Bu süre ortalama 3-5 yıldır. Hatta zaman zaman bu eğitim süresinin 10 yılı bulduğu da olmaktadır. Şaman olma yaşı genel olarak 6 ila 50 yaş arasıdır. Ama esas olarak 20 yaşında şaman olmak isteyenler çoğunluğu oluşturmaktadırlar. Şaman olma yaşının daha çok cinsel olgunlaşma dönemine rastladığı söylenir.
Şamanın Giysisi
Şamanlar dinsel törenlerde kendilerine özgü bir giysi giyerler. Şaman kostümü, şamanın gizemli dünyasını ve toplumun mitolojisini simgelemektedir. Ruhlar dünyasıyla ve hayvanlar âlemiyle iletişime geçilmesini sağlayan sembolleri üzerinde barındırmaktadır. Bu sembollerin önemine inanılır. Örneğin; Şaman giysisinin üstünde kuş resmi varsa şamanın kuş yardımı ile öte dünyaya uçabileceğine inanılmaktadır.
Şaman giysisi kutsaldır, çünkü şamanın kostümünün aynı zamanda onun zırhı olduğu düşünülmektedir. Giysi olmadan şamanın kötü ruhlarla savaşamayacağına inanılmaktadır. Şaman giysisinin birtakım yasakları vardır, bu bakımdan herkesin ulaşabileceği yerlerde bulunmazlar. Çadırın veya kulübenin özel bir yerinde muhafaza edilir. Şaman, giysisiyle sıkı bir bağ içindedir. Öyle ki giysinin zarar görmesinin sahibine hastalık yahut ölüm getireceğine inanılmaktadır.
Şaman ölünce veya yaşlılık, hastalık nedeni ile şamanlığı bırakınca, giysisi, davulu, diğer kült araçları ya ölü ile birlikte mezara konur veya ormandaki bir ağacın üstüne asılarak terk edilir. Şamanların, hayvan derisi, hayvan dişi, hayvan pençesi gibi nesnelerle süslü giysilerini sadece şamanlık yapacakları zamanlarda kuşandıkları, bu zamanlar dışında toplumdaki diğer bireyler gibi giyindikleri belirtilmiştir.
Şamanın Davulu
Davullar gibi ritmik aletler genellikle ruhları çağırmak ve transı başlatmak için kullanılmaktadır. Pek çok şaman davullarını, ruhani yolculuklarında kendilerine yardımcı olan varlıklar olarak tanımlamaktadır. Şaman adayının davulu ailenin en yaşlısı tarafından, hayat ağacı olarak kabul edilen sedir ya da kayın ağacı kullanılarak yapılmaktadır.
Şamanın davulunu çalarken gökyüzüne çıktığına inanılmaktadır. Bu nedenle davulun, şamanların gökyüzüne çıkmasına aracılık eden hayat ağacı ve merdiven figürleri ile ilişkili olduğu, bazı şaman toplumlarında davulun üzerine merdiven figürü çizilmesinin sebebinin de bu olduğu ifade edilmiştir. Şaman davulunu kendi isteğine uygun olarak değil, hizmetinde bulunduğu ruhun istemleri doğrultusunda yaptırır.

Resim MIRELA KONTO tarafından Pixabay‘a yüklendi.
Giysi ve davulun özellikleri, biçimi ve diğer ayrıntıları kendi ruhu tarafından tanımlanır. Ruhun istemlerinden en küçük bir parça dahi eksik olursa, giysi ve davul ayin yapmada kullanılamaz. Şamanist halklarda Gök Tanrı, göğün belli bir katında bulunan ve insana benzeyen bir varlık olarak düşünülmüştür. Ayin sırasında şaman bu göğün katlarına yolculuk eder.
Bu katlarda 7 veya 9 katı aşmak gerekir. Gök Tanrı yeryüzüne kızarsa bu tepkisini kıtlık, fırtına gibi çeşitli doğa olayları şeklinde ifade eder. Tanrı Ülgen’e ilkbahar, yaz ve sonbaharda dinsel törenler yapılır ve kurbanlar adanır. Şamanist düşünceye göre zaten gerek yerde gerek de gökte meydana gelen çeşitli tabiat olaylarının ve hastalıkların nedeni, birtakım ruhlar ve tanrılardır. Rüzgarların dağlarda uyuduklarını ve herhangi bir nedenle uyandıklarını varsayarlar ve bazı şamanistler rüzgârın hastalık getirdiğine inanmaktadırlar.
Hastalığın Tedavisi ve Yardımcı Ruhlar
Şaman, çeşitli teknikler kullanarak hastalığı teşhis etmesinin ardından tedaviye başlar. Tedavi sürecinde çeşitli otlar, özel çaylar, yaralara sürülen merhem veya lapalar kullanıldığı bilinmektedir. Pek çok kültürde kadın şamanların tedavi sırasında çıplak oldukları bilinmektedir. Semavi dinlerin baskısına kadar cinsel ilişki yoluyla tedavinin, şamanların hastalıkları iyileştirmede kullandığı en etkili yöntemlerden biri olarak kabul edildiği ve cinsel ilişki yoluyla bedeni istila eden ruhların kovulduğuna inanıldığı belirtilmektedir. Şamanlar genellikle fakir kimselerdir.
Yaptıkları ağır işlere nazaran bu hizmetleri karşılığı ya hiç para almazlar veya sembolik bir karşılık alırlar. Şamanın amacı, mensup olduğu toplumun hizmetlerini hayır için yapmaktır. Bu durum tamamen gönüllü ve asla karşılık beklenerek yapılan bir hizmet değildir. Şamanlığın önemli kabul edilen işlevlerinden biri de ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya gidişlerine eşlik etmek. İnanışa göre, öbür dünyanın yolu türlü engebelerle doludur.

Resim Ennaej tarafından Pixabay‘a yüklendi.
Ölünün ruhu bu tehlikeleri tek başına atlatamayacağı gibi, şamanın ona yol göstermesi gerekiyor. Ölüler dünyasına ölüyü götürmeye gelen şaman giysilerini giyer. Şaman törenin yapılacağı ölü evine gelir, ölü yakınları şamanın dizlerine kapanarak karşılarlar ve ona pirinç rakısı sunarlar. Evde ölünün elbiselerinden yapılmış bir modeli ve yanında da ölenin korucu cininin ağaçtan yapılmış bir figürü vardır. Ailenin büyüğü gelenlere küçük çanak içinde ikinci kez içki sunar.
Konuklar ölüye saygıdan içkileri yere dökerler. Şaman davulunu alır, konukları selamlamak için ağırdan bir türkü ile törene başlar. Çocukların çadırı terk etmesinden sonra çadır hazırlanır. Çadırın bir girişi bir de çıkışı bulunur. Giriş bu dünyayı, çıkış öte dünyayı sembolize eder. Törenin sonunda şaman, ölü yakınları ve kendisinin tuttuğu giysisinden bir ip koparır. Böylece ölenin ruhu iyi dilekler ve dualarla öbür dünyaya yolcu edilmiş olur.
Şaman Türklerinin İslam’la Tanışması
İslam dinini sonradan kabul eden Türk’ler eski dinlerinden kalan birçok inanç, gelenek ve ayinleri yeni dinlerine taşımışlardır. Türkler, doğuştan Müslüman değillerdi, Türklerin eski dinlerinden biri olan şamanlık Türkler arasında en uzun yaşayan din olmuştur. Oğuzların İslamlaşması ise iki asır boyunca devam etmiştir. Bilindiği gibi İslam, Arap kökenlidir. Şamanların Arap dinine karşı direnişi uzun zaman sürmüştür. Arap komutanı Kuteybe; “Ey Müslümanlar, nereye giderseniz, her kim Türklerden baş getirirse 100 dirhem vereceğim’’ diye komutanlarını Türklere karşı kışkırtır.
Türkler hakkında böyle düşünen bir dini anlayışın onlara iyi davranması olası değildir. Şamani halklar İslamı kabul etmek zorunda kaldıklarında ise ata, din ve kültürlerinden, asırlar süren alışkanlıklarından hemen vazgeçmeleri pek mümkün değildir. Bugün kabul edilen bu İslamlık ise adeta bu tarihi eser üstünde eklektik bir kabuk gibidir. Bu cila tarzındaki kabuk kaldırılınca maden, kendi rengi ve kokusuyla ortaya çıkmaktadır.

Resim kalhh tarafından Pixabay‘a yüklendi.
Türkler islamiyeti kabul ettikleri zaman Türk yurduna akın eden, katliam yapan Emevi islamı değil, islam içindeki mualif, Sufi akım olan Ali ve Ehlibeyt yandaşlığını kendilerine daha yakın buldular. Bundan sonra oluşacak inançlarında bu değerlerin bir sentezi oluşmuştur. Bu saptamadan yola çıkarak, Türklerin islamiyeti kabul etmeleri sonucu kendi inançları ile islamiyetin tanışması, karışması sonucu ortaya çıkan sentezin, Yesevilik olduğunu söyleyebiliriz. İslamiyetin, Orta Asyalılaşmasını, Türklerin eski dini ve kültürü ile kaynaşmasını Türkistanlaşmasını ve arkasından da zorunlu göç nedeni ile Horasan üstünden Anadolu’ya gelip Anadolululaşmasını sosyolog Prof. Dr. Mehmet Eröz şöyle ifade etmiştir. “Alevilik ve Bektaşiliğin ana kaynağı Türk kültürü ve eski Türk dinidir.” Anadolu’da karşımıza Alevilik ve Bektaşilik olarak karşımıza çıkan oluşumun kaynağı eski Türk dini olan Şamanizm’dir.
Türk Kültüründe Şaman İzleri
Türklerin İslamiyeti kabulünden bugüne, yaklaşık 10 yüzyıl geçmesine karşın, bugün günlük yaşamımızdaki birçok kültürel öge islamdan önceki kültür izlerini, şamanlığın izlerini taşımaktadır. Örneğin; İçki içilmesi; Eski Türk kültüründe çok yaygın bir alışkanlıktır. Sadece düğün gibi kutlamalarda değil, ayinlerde de içki, toplantının, kutlamanın, ayinin vaz geçilmez bir parçasıdır. Bu gelenek bugün değişik biçimlerde sürmektedir. Mezar taşı; Bu adette eski Türk kültürlerinden kalmadır. Arap islam ülkelerde mezar taşına rastlanmaz.
Mezarlara taş dikilmesi ve onun adeta bir görsel sanat haline gelmesi islam coğrafyasında sadece Anadolu’da vardır. Arap islam ülkelerinde yoktur. Öldürme şekli; Eski Türk inancında bıçak ile kılıç ile yani kan dökülerek, akıtılarak hayvan veya insan öldürmek yoktur. Kan akıtılarak öldürmek şiddetle kınanır. Kan akıtılarak öldürmek, Türklere islamiyetten sonra girmiştir. Ama buna karşın eski Türk geleneği olan kan akıtılarak öldürmemek Osmanlı sarayında bile varlığını sürdürmüştür.

Görsel yapay zeka Gemini‘nin Banana Pro modeline, içeriğe uygun hedefiyle oluşturulmuştur.
Osmanlıda taht kavgaları sırasında bile olsa; şehzade, hanedan, padişah öldürmelerinin kan akıtılarak öldürülme yerine, boğdurma ile öldürme biçimi bu gelenekten kaynaklanmaktadır. Düğün, evlenme; Anadolu’da kız isteme geleneği, nişan ve düğün geleneği Arap ülkelerindeki ile apayrı özelliklere sahiptir. Eğlencesiz, kız isteme, nişan, söz kesme, düğün düşünülemez. Eski Türklerdeki gibi bugünlerde günlerce müzikli, içkili eğlenceler sürer. Kurbanlar kesilir, davullar, zurnalar çalar, limitsiz içki içilir ve yaşlı-genç, kız-erkek herkes doyuncaya kadar eğlenir. Güneşe Aya Niyaz; Anadolu’da orta yaşın üstündeki insanlar güneşin, ayın ilk görünmesi sırasında diz çöker niyaz ederler, kutsarlar.
Bu eski Türk inancı olan Gök Tanrı inancından kaynaklanmaktadır. Akarsular, göllerin kutsal sayılması onların kesilmemesi doğa inançlarından kalma alışkanlıklardır. Bu ve benzeri alışkanlıklar islamın yasakladığı şeylerdir. İslamiyete göre Allah’tan başka kutsal olan şey yoktur. Allahtan başka şeylerin kutsanması çok tanrılı inançlardan kalma alışkanlıktır.
Sonuç
Bir sistem olarak şamanlık inanmaya-hayal etmeye başlayan insanın ilk geliştirdiği/geliştirebileceği tüm ilkel ögeleri taşımaktadır. Daha sonraki karmaşık inanç sistemlerinin dahi çekirdeğini temsil ettiği açıkça görülmektedir. Bu inanç sistemini dünyanın spesifik bir köşesinde değil de insanın olduğu hemen hemen her noktada görebiliyorgözlemleyebiliyor oluşumuz ilkel köklerine kanıt olarak gösterilebilinir. Birbirlerinden coğrafi anlamda izole olmuş kıta parçalarının insanlarının benzer sistemler geliştirebilmelerinin akla en yakın izahı bu gibi gözükmektedir. Bu çalışma kapsamında bazı paleolitik mağara resimlerini de tezime destek verecek şekilde yorumladım ve bu yorumların zorlama olduğu düşüncesinden uzağım.
İçinde yaşadığımız dönemde bile bu antik sistemle iç içeyiz. İslami inanç geleneğinin halihazırda Anadolu’da sürdürülen formu baştan aşağı şaman geleneklerine bulanmış vaziyettedir. Anadolu’da Sünni Arap İslam geleneği değil, adına alevilik denilen ve İslam inancı ile Orta Asya Şaman inancının bir harmanı olan inanç sistemi genel kabul görmektedir. Anadolu’nun her köşesinde bulabileceğiniz, kendilerine sorduğunuzda islami motiflerle izah ettikleri uygulamalara şahit olursunuz. Ancak bunun yaygın bir cehaletin ürünü olduğu, bu ritüellerin özünü İslam’dan değil, çok tanrılı dinlerden aldığı apaçık ortadadır. Ne var ki inanç sisteminde esas olan günlük pratik ihtiyaçlara cevap vermesidir, bu işlevini devam ettirebildiği sürece ritüellerin kökeninin yahut felsefesinin pek bir önemi yoktur.
Kaynakça
Kaynakça
Nicolaes, W. I. T. S. E. N. (1737). Noord en Oost Tartarye.
Şener, C. (1997). Türklerin Müslümanlıktan Önceki Dini: Şamanizm. Ad Yayıncılık, İstanbul.
Stanghini, J. Conclusion: A Brief Overview of Shamanism, Part 4.
Eliade, M. (1989). Shamanism.
Mahmut, K. (1941). Divânü Lugati’t-Türk (C. 1, Haz. Besim Atalay). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Eliade, M. (1999). Şamanizm: İlkel Esrime Teknikleri (Çev. İsmet Birkan). Ankara: İmge Kitabevi.
Winkelman, M. (2002). Shamanism and Cognitive Evolution. Cambridge Archaeological Journal.
Von Stuckrad, K. (2016). Western Esotericism: A Brief History of Secret Knowledge. Routledge.
Bourguignon, E. (1973). Religion, Altered States of Consciousness, and Social Change. The Ohio State University Press.
Eliade, M. (1999). Şamanizm (Çev. İsmet Birkan). Ankara: İmge Kitabevi.
Turner, E. (2006). Advances in the Study of Spirit Experience. Anthropology of Consciousness.
Sutherland, P. D. & Price, N. (2001). The Archaeology of Shamanism. Psychology Press.
Eliade, M. (1972). Shamanism: Archaic Techniques of Ecstasy. Princeton University Press.
Freud, S. (1998). Totem ve Tabu (Çev. A. Kanat). Cumhuriyet Yayınları.
Campbell, N. A., Urry, L. A., Cain, M. L., Wasserman, S. A. & Minorsky, P. V. (2017). Biology (Vol. 8). Pearson.
Pereira-Pedro, A. S., Bruner, E., Gunz, P. & Neubauer, S. (2020). A Morphometric Comparison of the Parietal Lobe in Modern Humans and Neanderthals. Journal of Human Evolution.
Fogelin, L. (2007). The Archaeology of Religious Ritual. Annual Review of Anthropology.
VanPool, C. S. (2009). The Signs of the Sacred: Identifying Shamans Using Archaeological Evidence. Journal of Anthropological Archaeology.
Vitebsky, P. (2001). Shamanism. University of Oklahoma Press.
Clottes, J. & Lewis-Williams, J. D. (1998). The Shamans of Prehistory: Trance and Magic in the Painted Caves. Harry N. Abrams.
Lewin, R. (2000). Modern İnsanın Kökeni (Çev. N. Özüaydın). TÜBİTAK.
Lewis-Williams, D. (2002). The Mind in the Cave: Consciousness and the Origins of Art. Thames & Hudson.
Whitley, D. S. (1994). Shamanism, Natural Modeling and the Rock Art of Far Western North American Hunter-Gatherers.
Whitley, D. S. (2000). The Art of the Shaman: Rock Art of California. University of Utah Press.
Lommel, A. (1966). Prehistoric and Primitive Man. Paul Hamlyn.
Guimbutas, M. (1982). The Goddesses and Gods of Old Europe. Thames & Hudson.
Hawkes, J. (1965). Prehistory. New American Library.
Schmidt, K. (2007). Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar (Çev. R. Aslan). Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Schmidt, K. (2005). Ritual Centers and the Neolithisation of Upper Mesopotamia. Neolithics.
Layton, R. (2000). Shamanism, Totemism and Rock Art. Cambridge Archaeological Journal.
Yakar, J. (2009). The Nature of Prehistoric Anatolian Religions. Colloquium Anatolicum.
Hassan, Ü. (2009). Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler. Doğu Batı Yayınları.
İnan, A. (1972). Tarihte ve Bugün Şamanizm.
İnan, A. (1995). Şamanizm. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Ögel, B. (1991). İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi. Türk Tarih Kurumu.
Aydın, E. (1994). Nasıl Müslüman Olduk?. Başak Yayınları.
Eröz, M. (1977). Türkiye’de Alevilik-Bektaşilik.
Eröz, M. (1992). Eski Türk Dini ve Alevîlik-Bektaşilik. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.
Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

