Gölyazı | Bursa Seyahat Rehberi

Mitolojik Hikayeler Gölyazı
Share the article 👇

Gölyazı, Türkiye’nin Bursa iline bağlı, doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla ön plana çıkan şirin bir köydür. Apollon tapınağı, tarihi evleri ve adeta bir tablo güzellikteki manzaralarıyla ünlü olan kent, Uluabat Gölü üzerindeki bu eşsiz ada köy, ziyaretçilerine huzurlu ve sakin bir kaçış noktası sunar. Özellikle gün batımındaki muhteşem manzarası ve yılın belli dönemlerinde gerçekleştirilen festivalleri ile ünlü olan bu yer, fotoğrafçılar ve doğa severler için vazgeçilmez bir destinasyondur.

Gölyazı tarihi hakkında kısa bilgiler:

Uluabat Gölü kıyısında bir balıkçı köyüdür. Diğer adı Apollonia’dır. Bir zamanlar Apollon Krallığının başkentidir. Göl’de yer alan Kız Ada üzerinde Apollon Tapınağı kalıntıları Manastır Adası üzerinde ise Hagios Kostantinos Kilisesine ait kalıntılar bulunmaktadır.

💡 Ayrıca ilgini çekebilir: Letoon Antik Kenti – Apollon’un Annesinin Kenti

Gölyazı Manzarası
Gölyazı Manzarası

1. Aziz Panteleimon Kilisesi’ni Ziyaret Edin

Aziz Panteleimon Kilisesi, günümüze ulaşabilen tek kilisedir. 19. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği düşünülmektedir. Yunan klasik mimarisi örneğidir. İçte ve dışta düzensiz almaşık teknikle örülmüş bir yapıdır. 2009 yılında harabe olan yapıyı Nilüfer Belediyesi restore etmiştir. Giriş ücretsizdir.

Göl Yazıevi, yapının hemen yanında yer almaktadır. Yazar ve çevirmenler bu evde ağırlanarak, eserlerine destek olunmaktadır.

Gölyazı, Aziz Panteleimon Kilisesi
Aziz Panteleimon Kilisesi

2. Zambaktepe ve Antik Tiyatro’yu Ziyaret Edin

Burada ayrıca antik bir tiyatro mevcut. Tiyatro ana kayanın kesilmesiyle oluşturulmuştur ve 4 bin izleyici kapasitesi vardır. Göl ve ada manzarası buradan izlenebilir.

Gölyazı Manzarası
Göl Manzarası

3. Ağlayan Çınarı Görmeden Gitmeyin

Ağlayan Çınar‘ın 700 bin yılı aşkın yaşı vardır. Söylentiye göre birbirine aşık Türk ve Rum’un mübadele ile ayrılmak zorunda kalması yüzünden yöre halkı tarafından bu ad verilmiştir. Ağacın altındaki yazıt Mehmet Oktan tarafından yazılmıştır ve şöyledir:

“Tarihin verdiği yorgunlukla yan yatmış ulu bir çınar… Lakin yaşamaktan umudunu kesmemiş. Uzanmış öylesine bağrı yanık, yaprakları hüzün… İçi kan ağlarcasına, savaşlara, acılara, kara sevdalara tercüman olurcasına; ardında sevgi bahçesi, açamayan gonca bir gül. Önünde, oluk oluk gözyaşlarının eseri koca bir göl…”

Hikaye hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ağlayan Çınar
Apollonia Ağlayan Çınar Uluabat Gölü kenarında yer alır.

4. Yel Değirmeni ve İç Kale/Kent Surlarını Gezin

Gölyazı’da bulunan Yeldeğirmeni yığma taş ve kerpiç derz kullanılarak inşa edilmiştir. Osmanlı dönemine ait bir yapıdır. 6 metre çap, 5 metre yüksekliğindedir.

Öte yandan, kent surları 1 kilometre uzunluğundadır. Şehir içindeki modern yerleşim hala bu surların içerisinde yer almaktadır.

 Adadaki Evler
Adadaki Evler

5. Gölyazı’da Sandal Turu Yapın

Gölde en büyüğü Halilbey Adası olmak üzere yedi adet adacık bulunmaktadır. Yaz mevsiminde eğer sabahtan ziyaret ederseniz nilüfer çiçeklerini görebilirsiniz.

Ada’nın her yerinde yarım saatlik tur kiralama fırsatı bulabilirsiniz. Çeşitli yerlerden bu turlar kalkıyor. Otopark alanından kalkan tekne turları mevcut. Tekne kirası toplam 400₺ (2024 fiyatıdır) ve maksimum 4 kişi alıyorlar. Tekneye binip eski çınarın oradaki iskelede inebilirsiniz. Yine çınarın oradan da tekne turları aynı fiyata yapılabiliyor.

Gölyazı'dan manzara
Gölyazı’dan manzara

6. Leylekleri İzleyin

Burası leyleklerin göç yolu üzerinde bir uğrak noktasıdır. Elektrik direklerinin tepesinde, bacalarda leylekleri ve yuvalarını görmeniz muhtemeldir. Ayrıca buraya 6 kilometre uzaklıktaki Leylek Köyü’nde Leylek Şenlikleri düzenlenmektedir. 

Bonus Bilgiler:

  • Napolyon kirazı aslında Apolyont kirazı imiş. Yani Gölyazı’da yetişirmiş. Zamanla adı değişerek Napolyon kirazı olmuş.
  • Kahvaltı gezmeden önce güzel bir başlangıç olabilir.
  • Akşam yemeği önerisi: turna balığı ve yayın balığı (gölün güzel ürünleri)
  • Kahve Ala: eski bir hamam olan bina bugün bir kafe şeklinde işletilmektedir. Meydana oldukça yakın bir lokasyondadır. Hamamın iç dizaynı bozulmadan korunmuştur.

“Sıcaktan al al olmuş yanaklarıyla, etli butlu kadınlar uzanır göbek taşına… Börekler açılır akşamdan, Tatlılar hazırlanır, şerbetler konur taslara… Şarkılar yükselir hep bir ağızdan, Keyifli sohbetler edilir… Hep bir sebep bulunur bu güzelliği paylaşmaya…” 

Banyo hakkında ekstra birkaç bilgi de hamam duvarını süslemektedir:

“Antik çağ Yunan kültürüne ait bazı kaynaklarda insanların hayatlarında yalnız 3 kez yıkandıkları ifade edilir. Platon yıkanmayı lüks sayarkan, Plutarkos sadece uzun yoldan geldiğinde yıkandığını yazmış. Pisagor ise (M.Ö. 5 yy) her gün yıkanmayı şart koştuğu belirtiliyor. Hamamların ilk kez Sicilya’da yaygınlaştığı söylenilmektedir. Avrupalılar Roma İmparatorluğunun yıkılmasının ardından yıkanmayı terk etmişlerdir. Hamam kültürünü Roma’dan devralan Türkler için Osmanlı kadınlarının sık sık yıkanmasından dolayı ciltlerinin bozulduğunu söyleyen batılı yazarlar mevcuttur. 17. yüzyılda banyo kültürü Fransızlara geçmiş ve Louvre Sarayına banyo bölümleri eklenmiştir. Osmanlı’da hamamlar sadece yıkanma eyleminin gerçekleştirildiği bir yer değil aynı zamanda sosyal bir ortam olarak kullanılmıştır.”

Gölyazı Manzarası
Uluabat Gölü Manzarası

Önerilen makaleler