TÜTSÜ NEDİR?
Mezopotamya’da tütsü tarihi, Eski çağlardan itibaren insanlar; bitki, reçine, baharat ve odun gibi maddeleri yakarak hem bulunulan ortamın güzel kokmasını sağlamışlar hem de bu kokunun fark ettikleri rahatlatıcı etkisini dini ritüellerde, kozmetikte ve tedavi etme gibi değişik amaçlarda kullanmışlardır.
Tütsü dediğimiz bu dumanın arındırma gücüne inanan insanlar, şeytani uğursuzlukları uzaklaştırmak için yaktıkları tütsüleri aynı zamanda tanrılarla iletişime geçmenin bir yolu olarak görmüşlerdir. Bu sebeple tanrılar için onların evi olarak nitelendirdikleri tapınaklar inşa ederek, bu tapınaklarda tanrıları hoş tutmak için ayinler düzenlenerek tütsüler yakılmıştır. Böylelikle hem nazardan korunulduğuna hem de kötü ruhların zarar vermesinin önlendiğine inanılmıştır.

Resim Daniela Mackova tarafından Pixabay‘a yüklendi
Bu Yazı İçerisinde Okuyacaklarınız
MEZOPOTAMYA’DA RİTÜEL VE BAYRAMLARDA TÜTSÜ KULLANIMI
Eski Mezopotamya’da tapınaklarda sunağın arkasında tütsü yakmak için bir oyuk ve niş bulunması tütsüye verilen önemin göstergesi olarak kabul edilmiştir. Tapınaklarda her gün tanrılara üç öğün çeşitli sebzeler, meyveler, bitkiler, sıvılardan tütsülerden oluşan kansız kurbanlar sunulup, tütsüler yakılarak hem dualarının kabul olunması hem de tanrıların hoşnut kalması sağlanmıştır. Örneğin; Tufan Olayını anlatan çivi yazılı belgeler Utnapištim’in karaya ayak bastığı gibi tanrının insanlara kızıp gitmesini önlemek ve tanrının rızasını almak için kurbanlar kestiğini ve tütsüler yaktığını bildirmektedir. Kidmuri tapınağının kapısında bulunan kare mermer sütun üzerindeki bir yazıtta, tanrıların hoşnutluğunu kazanmak için yapılan ayinlerde:
“Kalah’ın leydisi, benim leydim, Kidmuri’nin evinde ikamet eden büyük leydi İštar’a Asur’un rahibi, Tukulti-Ninurta’nın oğlu I. Asurnasirpal; hayatım boyunca günlerimin ve yıllarımın uzun olması, tohumumun ve toprağımın iyi olması için onun kapısında tütsü yakıcı diktim” diye söylenildiği yazmaktadır.
Ele geçen belgelerden insanların tanrılara ihtiyacı olduğu gibi, tanrıların da kendilerine hizmet edecek insanlara ihtiyacı olduğu düşüncesinin hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Kumarbi efsanesinde tanrı Ea’nın, insanları yok etmek isteyen tanrılarla yaptığı ortaya çıkacak olası sonuçlarla ilgili konuşmasında;İnsanları yok etmeleri durumunda artık tanrılara kurban sunacak, tütsü yakacak, tapınacak ve libasyon yapacak kimse kalmayacak şeklinde verdiği öğütten aynı zamanda Hitit toplumunda da tanrılara sunulan kurbanlar arasında tütsünün önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır.
Tanrıların uyarılarını anlamaya çalışan insanlar, çevrelerinde meydana gelen olaylardan veya tanrılara sundukları kurbanların iç organlarına bakarak kehanette bulunmak için, aralarında tütsü dumanının şekillerini gözlemlemek gibi çok farklı yöntemler kullanmışlardır. Kehanet sahibinin başına gelecek uğursuzluğu önlemek için çeşitli sunumlar ile üretim içeren ve ritüelin içeriğine göre çok kısa yada günlerce süren Namburbi ritüelinde, gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra bir sunak kurularak ritüelde yer alan kişiler ve alanın arındırılması amaçlanmıştır.

Bir ruha sahip olmayan tanrı heykellerine ilahi ruhun aktarılmasını sağlamak ve tanrılara has güçleri verebilmek için Ağız Yıkama (MİS Pİ) ve Ağız Açma (PİT Pİ) denilen ritüeller gerçekleştirilmiştir. Ağız açma ritüelinde; tanrı heykeli tapınak görevlileri tarafından giydirilip süslendirilmiş, tütsüler yakılırarak, etrafa güzel kokuların saçılması sağlanmış, Ağız yıkama ritüelinde ise su ile temizlik yapılmıştır.
Bahar aylarında doğanın canlanmasının kutlandığı bayramlarda tütsüler yakılmıştır. Antahsum Bayramı’nda” Tanrı Zababa’nın tapınağından ayrılan kral ve kraliçenin hili evine geçişlerinde kralın kült temizliği için elbise ve bir tütsü kabı verilmiştir.
Akītu Bayramının beşinci gününde arınma ayinleri yapılıp dualar edilmiş, kötü ruhların kovulması için din adamları tarafından gürültülü bir şekilde davullar çalınmış ve daha sonra yakılan bir meşale ve tütsü ile tapınağı arındırmak için tapınak etrafında yürünmüştür.
“İştar’ın yer altına inişi” ni konu alan bir metinde tütsü yakılarak Tammuz ve ölülerin ruhlarının dünyaya çağrıldığı yeryüzüne çağrılmış ruhlarında sonra su ya da bira ile söndürülerek yer altına geri gönderilmiş olduğu bilgisine yer verilmiştir.
MEZOPOTAMYA’DA TÜTSÜ VE HASTALIKLAR
Nedeni tam olarak anlaşılamayan hastalıkların, kızdırılan bir tanrı yada kötü ruhlar tarafından kendilerine bir ceza olarak verildiğine inanan insanlar, hastaları tedavi etmek için düzenledikleri törenlerde tanrılara selviden ve ardıçtan tütsüler sunmuşlardır. Bir yazılı belgede geçen;
“…Bir ardıç ve atāʼišu-bitkisinden tütsü hazırla
Kadın diz çöksün ve kollarını arkasına koysun
Koruma-sağaltma büyüsünü üç defa oku…” şeklindeki cümlelerden tedavi sırasında tütsü kullanııldığı anlaşılmaktadır.
Yazılı belgelerde kanaması olan hamile kadınların kanamasını durdurmak için, salgın bir hastalık olan sıtmadan korunmak, sinekleri uzaklaştırmak ve nazara uğramamak için, frengi ve cüzzamın tedavisinde cıva buharı ve tütsüsünün kullanıldığı örneğin Emar kentinde cüzzam hastalığı için gereken tedavinin ardından tedavide kullanılan bandajların çıkarılıp ateşe atılması ve tanrı Samas’a kurban kesilerek tütsü yakılması gerektiği gibi bilgilere detaylıca yer verilmiştir. Yine Babil Dönemine ait bir belgede felçli olan hastayı iyileştirmek için tıbbi yöntemlerin yanında tütsünün de felcin etkisini azaltmak ve felçten kaynaklanan ya da ona eşlik eden belirtileri ortadan kaldırmak amacıyla kullanıldığı bildirilmiştir.

MEZOPOTAMYA’DA TÜTSÜ VE TİCARET
Tütsü ya bir kabın içinde yakılıp havada gezdirilerek yada yanan ateş üzerine serpilerek etrafa güzel kokular yayması sağlanmıştır. Tütsüler; Tütsü sunaklarında ve değişik malzemelerden yapılmış tütsülüklerde yakılmış olup, MÖ 3. binyılın sonlarında, ilk tütsü kapları olan brülörle üretilmeye başlanmıştır. Devenin evcilleştirilmesi, suyun bulunmadığı bölgelere uzun süreli yolculuk yapma imkanı verdiği için yeni ticaret yolları keşfedilmiş ve buna istinaden Yakın Doğu’da ticaret gelişmiştir. Bu gelişime bağlı olarak tütsü ve tütsü kaplarının zaman içinde birbirinden farklı coğrafyalarda, topluluklarda ve dini inançlarda kullanımı yaygınlaşmıştır. Tütsü kaplarının ticareti özellikle MÖ I. bin yılda Arabistan, İran, Akdeniz ile Mezopotamya arasında aktif bir şekilde gerçekleşmiştir.
MEZOPOTAMYA’DA TÜTSÜ VE SİYASET
Yazılı kaynaklar tütsülerin diplomatik ilişkilerde krallar tarafından hediye, haraç ve vergi olarak alındığı bilgisine yer vermiştir. Ele geçen bu çivi yazılı belgelerden birinde kralın sorumlulukları arasında terkedilmiş saray yapılarının yeniden onarımını sağlamak olduğu ve bu sarayların hem onarımına başlarken hem de tamamlandıktan sonra kötülüklerden korunmak amacıyla törenler düzenleyerek, tütsüler yaktıkları bilgisi yer almaktadır. Asur kraliyet yazıtlarından sarayların onarımının ve inşasının tamamlanmasının ardından içeri davet edilen tanrılara kurbanlar sunulup tütsülerin yakıldığı görülmüştür.
Assur Kralı II.Sargon’un Anadolu’ya düzenlediği seferlerden elde ettiği ganimetler arasında tütsülerinde olduğu ayrıca bu seferlerine bağlı olarak Tabal Ülkesinden ganimet olarak ele geçirdiği kaplar arasında gümüş tütsü kaplarının da bulunduğu bu belgelerden öğrenilmiştir.
Kaynakça
Mezopotamya ile İlgili Kaynaklar
- AY, Ş. (2013). “Mis Pi – Pīt Pi Ritüelleri ve Eski Mezopotamya’da İnsan Tanrı İlişkisi.” Tarih Okulu Dergisi, 6(15), 1-21.
- DİLEK, Y. (2019). “Eski Mezopotamya Dini Ritüelleri ve Kullanılan Objeler.” Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Konya.
- DİLEK, Y. & BAHAR, H. (2019). “Eski Mezopotamya Dininde ve Ritüellerinde Nesnelerin Kutsallığı ve Önemi.” Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 6(3).
- MANDACI, E. (2016). “Arkeolojik ve Yazılı Kaynaklar Işığında Eski Mezopotamya Toplumlarında Büyü ve Büyücülük.” Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 16, 217-232.
- PIEŃKOWSKA, A. (2016). “Mesopotamian Incense Burners from the Third and Second Millennia BC: An Archaeological Approach.” Proceedings of the 10th International Congress on the Archaeology of the Ancient Near East, 315-329.
- SCURLOCK, J. A. (1991). “Baby-Snatching Demons, Restless Souls and the Dangers of Childbirth: Medico-Magical Means of Dealing with Some of the Perils of Motherhood in Ancient Mesopotamia.” Incognita, 2, 137-185.
Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız.
Görseller yapay zeka Gemini tarafından oluşturulmuştur.

